11 Aralık 2010 Cumartesi

Gereksiz bilgiler


*Aydinlatma ile iligili bir avize, lambader filan almaya niyetlenmeye gorun.. Bir paralar soyluyorlar akliniz duruyor, ''oldu o zaman'' diyip, ortamdan minik minik uzuyorsunuz.. Eve gidip gelirken aydinlatma ile ilgili dukkanlarin bol oldugu bir yerden geciyorum, - pek de zevkli bir sey sattigi yok bu dukkanlarin, ancak bir sarayim olsa asabilecegim turden seyler satiyorlar- aniden jeton dustu bende, isil isil dukkan, lambalarin hepsi yaniyor -dogal olarak- bu dukkana ne kadar elektrin faturasi geliyordur acaba diye salak salak dusunurken ''aaa!'' dedim, '' ondan, 1'e satacaklari seyi 1000'e satiyorlar..''


*Cocuklar cok huysuzlanabilir yola ciktiklarinda, en huylu cocuk uzun yolda ya da huzurunu bozacak bir sekilde hayatindaki rutin bozuldugunda huysuzluk yapabilir: ama ne kadar huysuzluk yapmasi, sizi otobanda durup, anne-baba battaniye ile salincak yapip, cocugu sallayacak duruma getirir bilmiyorum! Sehirlerarasi otobanda ya!


Dun sevgilimle alis veris yapiyorduk, dergilerimi alacaktim, bir 2 kadin 1 erkek dergilerin onunde koyu bir muhabbete dalmislar, gittim dergiyi aldim, sirad abekliyoruz.. sohbetin sonu '' tanistigima cok memnun olduum, londradaki evime sizi bekliyorum, laf olsun diye soylemiyorum!!(?) mutlaka bekliyorum, ordaki evim cok guzel, cok buyuk, bahceli'' .. bu laflardan once de trafikten filan cok kisa sirede bunaldigini belirtti.. yorum yapmiyorum.. yorumlari size birakiyorum.. konu ile ilgili olmasa da asagidaki fotografin hosunuza gidecegini umuyorum:)

            
Sevgiler..
J.

6 Aralık 2010 Pazartesi

JuVe Olay Yeri: ''Av Mevsimi''

  *Rahmetle andigim Kazim Koyuncu'nun anisina su linkteki muzik esliginde okuyabilirsiniz yazimi..                                  
    Filmin en hayran kaldigim sahnesiyle acilisi yapmak istedim yorumlarimi yapmadan once..

Uzun zamandir bekliyordum filmi, Al Pacino, Jack Nicholson, Anthony Hopkins, Brad Pitt oynasa ve Tarantino, Spielberg, James Cameron filmi cekse nasil bir heyecan duyacaksam, ayni hatta daha fazla heyecan icinde..Kimsenin gidip de, iyi kotu yorumlarinin etkisi altinda kalmadan seyretmeye karar vermistim..
Carsamba'dan aldim biletimi, gelmek isteyebilecek tanidiklarima kisa bir sorgu sual yaptiktan sonra, belki diyen annemin dusunmesini beklemeden, ona sonradan bilet almayi goze alarak aldim biletlerimi..
Roportajlarini okumustum, ''katil kim'' diye takilmadan izlesin izleyici,tadina varsin diyorlardi; ama filmin icerginde de laf carptirdiklari! gibi ''sonunda katilin kim oldugu belli olmayan bir kitabi kim okumak isterdi ki!''
Ilk bir kac dakika gozum Cem Yilmaz'a alisamadi; sanki bir espri patlatacak ve bizi yine cok guldurecekti.. Evet, espri patlattigi yerler oldu; ama salondaki bir takim beyni kit seyirci toplulugunun verdigi tepki gibi, devamli gulunecek bir durum yoktu ve Cem Yilmaz ''deli idris'' karakterini cok basarili bir sekilde oynadi. Idris'in  tum sinirli,heyecanli, eglenceli, ici icine sigmayan karadenizlinin duygularini tam icimizde hissettik..
Yillarin tecrubesi ile hareket eden, emekliligine bir adim kalmis, kucuk; ama mutluluk verecek huzurlarin hayalini kuran cinayet masasi polis komiserini canlandiriyordu Sener Sen..
Uzun uzun karakter tahlillerine yer vermek istemiyorum yazida, sozlukten filan bakabilirsiniz, envai cesidini yazmislar.
Ben cinayet, olay yeri film ve kitaplarini cok seven ve takip eden biri olarak yazacagim yazimi..
Cekimler mukemmeldi bir kere.. Tebrik etmek gerek yonetmeni..
Senaryo o kadar mukemmel degildi acikcasi, su bakimdan soyluyorum, karakterlerin ic yasamlarina donuk ara hikayeler mukemmel bir sekilde islenmisti; ama ozellikle ----icerik uyarisi: kol neden kesilmisti? kolun ic kismini cevirmesi icin diretti durdu komiser.. Ille ic kismini tirmalamasi gerekmezdi, sonucta herhangi bir yerini tirmalamis olabilirdi kolunun ust kismini, boynunu ya da herhangi bir yerini.. o kadar nufuzlu biri nasil oldu da doktoru sag birakti? herkesin kafasina takildigi gibi, battal'dan suphe duyduktan sonra, hemen her yerdeki mulklerini ogreneceklerdi, olayin gectigi yerde bir evi oldugunu ogrenir ogrenmez bulabilirlerdi.. su an bir cirpida aklima gelenler bunlar icerik uyarisi sonu--- 
Ayni tarza sahip yabanci film ve kitaplarda margarita icerler toplanip, cinayet masasi ekipleri.. Bizimkilerde bir meyhanede takiliyorlardi, hatta arada toplanip egleniyorlardi.. Ne kadar gercegi yansitir bilmem; ama ilk fotograftada goreceginiz bu sahneye ben bayildim, sahnede Cem Yilmaz'in performansi takdir-e sayan!
Cok duzenli, butik bir karakola sahipti filmdeki cinayet masasi.. Polise simdiye kadar cok sukur 1-2 kez disinda isim dusmedi; ama burdakinin uzaktan-yakindan ilgisi yoktu bulundugum karakollarla..
Biraz Amerikanvariydi bu bakima; ama gozume batmadi..
Bir ''eskiya'' degil belki film; ama ben cok basarili buldum filmi..
Seyredilir kesinlikle, ben seyrederken tum eksiklerine ragmen cok keyif aldim..
Siz de ozellikle bu tarz film ve kitaplardan hoslaniyorsaniz mutlaka seyretmenizi oneririm..
Cem Yilmaz, kendi kariyerinde cok onemli bir donemec katetti bence..
Sener Sen ve Cetin Tekindor gibi 2 ustadin performansina ise benim bir sey demeye dilim uzanmaz zaten..

Gidin gorun bence; ama sinema kulturunden git gide uzaklastigini gordugum insan grubuna kulaklarinizi tikamayi, CemYilmaz'i gorur gormez gulmeye baslayan tiplere kafaniza takmamayi kendinize telkin etmeyi unutmayin..
Iyi seyirler..

J.

5 Aralık 2010 Pazar

Erken bir yeni yil yazisi:)

Gecen sene biterken, soyle yazmistim..
Ne istediysem olmus..
Demistim ki; kendi evime gidince boyumca agac susleyecegim.. Evet, susledim, iste size o kucuk suslerden bir kac minik fotograf..
Ne istediysem oldu ya,
evrene bu yil ki mesajlarimi da iletmek istedim..


Tabii ki, gecen sene oldugu gibi, bu senede ilk istedigim sey ''saglik''..
Sonra sevdiklerimle guzelce zamanlar gecirebilmek..
Daha az unutkan olmak:)
Roma, Dubrovnik, Amsterdam 3'lusunden en az birini, gonul ister ki hepsini gormek!
Palamutbukunda huzurlu bir tatil, karadeniz ya da gap turuna gidebilmek..


Balkonumu ciceklerle susleyip, yazin balkon keyfi yaparak kitap okumak..
Guzel fotograflar cekebilmek..
Arkadaslarimizla evde sen kahkahalarin yukseldigi zamanlar gecirmek..
Sevgilimle beraber, bisikletlerimizi huzunlu durdugu balkon kosesinden cikarip, surebilmek, surerken durup durup bir suru kopekle sarmas dolas yerlerde yuvarlanmak..


Him.. Bir sey daha var..
Bir labrador yavrusu.. Ismi de hazir..
Lutfen evren..
Buna gulup gecme..

Hepinize simdiden sevdiklerinizle gecireceginiz, dileklerinizin gercek oldugu, saglikli, mutlu yillar!

J.

30 Kasım 2010 Salı

"Haydarpaşa"

Haydarpaşa yangını üzerine bir yazı yazmayı planlıyordum; çok üzülmekten ziyade anlatmak istediğim o an neler hissettiğimdi, yangın sırasında Kadıköy'de, Bahariye'de geziyordum.. Binaların arasından yükselen siyah dumanı görünce, önce bir gemi mi yanıyor acaba diye düşündük, sonra "Haydarpaşa yanıyormuş" diye aşağıya koşanları duyunca inanamadık, birkaç dakika sonra gözlerimizin önünde cayır cayır yanan, Haydarpaşa'yı görünce," Tamam" dedim, istedikleri oldu.. Daha geçen gün konuşuyorduk, bir otel yerine, "bir kütüphaneye, bir sergi salonuna dönüşse ne güzel olmaz mı!" diye..
Söylemek istediklerimin hepsini, Okan Bayülgen programında söylemiş.
Lütfen seyrediniz..



J.

24 Kasım 2010 Çarşamba

İnternetten alış-veriş deneyimi : "Markafoni"


İnternetten alış-veriş çok bana göre bir şey değil aslında, sevdiceğim kullanır zaman zaman, beğenir internetten elektronik bir takım şeyler, gelir tıpış tıpış..
Benim ellemem, görmem, iyice bakmam lazım..
Her sabah rutin olarak, satın almasam bile, piyasadan haberdar olmak için 15-20 dakika trendyol, markafoni, limango gibi fırsat alış-veriş sitelerine göz atıyorum..
Almaya cesaret edemiyordum, internet sitelerinde istenilen ürünün bir türlü gelmediği, stok sorunu yaşandığı, bir problem çıktığında karşınızda muhattap bulamadığınız gibi bir sürü şey okudum..
Çok beğendiğim bir nevresim takımıyla başladı her şey, alayım bunu, bakalım nolcak dedim, hiç bir problem çıkmadı.. Ardından kedi'li mutfak eşyaları satan bir marka indirime girmişti, dayanamadım aldım - kırık,dökük gelmemesini umut ederek- gayet sapa sağlam geldi, çok güzel bir duvar saati girmişti indirime, bunu da alayım bakim dedim, sapa sağlam, vaktinde geldi..
3'te 3! Markafoni testten geçti, umarım bu yazıyı okuyup, alış-veriş deneyimi yaşayan birini hayal kırıklığına uğratmaz ve benim de yüzümü kara çıkartmaz.
Bir taraftan da benim için çok keyifli bir heyecan meydana getirdi bu internetten alış veriş olayı.. Gün sayıyorum, kargo bekliyorum, çocuk gibi sevinçle paketi açıyorum..
Keyifli alış-veriş deneyimi için teşekkürler markafoni!

J.

22 Kasım 2010 Pazartesi

JuVe Olay Yeri: "Prensesin Uykusu"


Bir Prensesten çok, Çağan Irmak'ın uykusu sanırım bu.. Ne hevesle gittim, ellerim boş kaldı diyerek çıktım..
Çağan Irmak'ın toplama pozitif düşünce kitapları ile, kendisine yöneltilen film eleştirileni ti'ye alarak  film içinde cevap verdiği, eli değmişken biraz -başarılı! hakkını yememek lazım- animasyon ve çizgi-film geçişler yaptığı,
bomba gibi oyuncuların kendi oyunculuklarını tatmin ettiği bir filmdi..
Sevinç Erbulak ve Genco Erkal'ı hiç tiyatro sahnesinde seyretmemişse izleyici, filmde oyunculuklarına doyabilir..

Kaderin kadersizliği, bir şeyin -kötü bile olsa- olmasında o an üzülsek bile başka bir şeyin oluşması için iyi oalcağını anlatan pozitif düşünce kitapları vardır ya hani, bu kitapları sınıflandırın, en basit olanlardandı işte bu kitap!
Film konusundan bahsedeyim isterseniz özetle, bu kadar şiddetli eleştiriden sonra..
 2 ev arkadaşı vardır, kuaför bir kadın ve kızının apartmanlarına taşınıp, kadının eski sevgilisinin eve gelip kıza bir tokat atıp, kızın komaya girmesiyle hayatları değişir.. Aralarında bir bağ oluşur, kızın yazdığı günlüğü tamamlarken uyandığında okusun diye, günlüğün içinde kızın tuttuğu dilekleri gerçekleştirmeye çalışırlar..

Çok gitmek istiyorsanı,z ben sizi engellemeyeyim; ama benim beklentilerimi karşılamadı film..
Sonuçta aynı salonda seyrettiğin kişilerden bir çoğu oldukça güldü, ben 1-2 sahne dışında pek gülecek bir şey bulamadım..
Çok daha güzel işlenebilir bir konu olabilirdi, dediğim gibi aynı konuyu çok daha farklı yansıtabilir, sıradanlıktan kurtulabilirdi.. O efsane oyunculara ve başarılı animasyon geçişlere yazık olmuş..
Bir de film sanki Redd grubunun tanıtımı için yapılmış, gereğinden fazlaca bahsedilmiş.. Sebebini anlayamadım.. Filmi izlerseniz ne demek istediğimi anlarsınız.

İçerik uyarısı:
Ekşi sözllükte okuduğum şu yoruma tamamen katılıyorum;
genco erkal arabada ölse, tam o sırada redd kızı öptüğü an kız uyansa ve film orada bitse kurşun yemiş gibi çıkardık salondan yemin ediyorum.


İçerik uyarısı sonu




J.

7 Kasım 2010 Pazar

JuVe Olay Yeri: "J'adore"

Sonunda..Evet sonunda efendim olay yerimiz J'adore..
1 senedir methini duyduğum, bir fırsat bulup gittiğimde, boynum bükük geri dönmek zorunda kaldığım J'adore'a sonunda gidebildim.. 
Ben çikolata tutkunuyumdur; ama her çikolatayı yemem, illa ki bitter olacak.. He, tatlı krizi geldi mi, gözüm bitter,sütlü,fındıklı, fıstıklı görmez, ne varsa süpürürüm.. Küçük portakallı, üzümlü bitter kaplı drajelere bayılırım, 1 oturuşta hepsini yiyebilirim.. Çikolata fondüsüne bayılıyorum; uzun bir süre malum dükkandan yedim, fakat malum dükkan fiyatlarını gereksiz yere arttırınca fondü tutkumdan da biraz uzaklaşmıştım.. 
Yakın arkadaşlarım "Taksim'de J'adore git, orda yediğin gibi bir çikolatayı hiç bir yerde yememişsindir, çok güzel bir yer, sunumları harika, oh!la la beatrice yemeyi unutma! fondü'yü 2 kişilik isteme, gittiğinde 1 kişilik iste, 2 kişiye yetiyor" dedi..
Sevgilimle büyük bir hevesle gittiğim bir gün, yer olmadığından boynum bükük dönmüştüm.. 
Geçen hafta tekrar gittik.. Kendimi her şeye hazırlamıştım, yeniden boynum bükük döndüğümde üzülmemek için fazla heveslendirmedim kendimi.. 
İçeri girdiğimde, beklentisiz "yer var mı?" sorumu yönelttim garsona, "tabii" cevabını duyduğumda daracık tahta merdivenlerden, sıralı çikolata dağına bakmadan uçarak çıktım..
Bu fotoğrafı aşağıya indiğimde çektim, gördüğünüz gibi pas geçilecek gibi bir çikolata topluluğu değil bahsettiğim dağ:)


Sonrasında yukarıya çıkıp, kendimize küçük masalarda bir yercik bulduk, hiç gitmediğim halde birden Paris'te butik bir çikolata dükkanında hissettim, belki kendimi şartladığımdandır.. 


Siparişlerimizden önce,hemen bir sürahi limon dilimi ve nane yaprakları içeren su ve kesme su bardağı geldi masamıza..

Mutlu,mesut bakıyorum suya..Sanki ilk defa su gördüm!
Hemen siparişlerimizi verdik, "Oh! la la beatrice ve bir fondü sil vous plait!"


Yoğunluktan biraz gecikse de, değeceğini bildiğimden -yandaki masalarda gözüm- hiç mızmızlanmadan bekledim.. 




                                                  Karşınızda 1 kişilik fondü çikolatası!
ve..

meyve tabağı...

Şimdi sırada beatrice'de....
Oh!la la! demeyeceksiniz de ne yapacaksınız bakalım.. 



İçinde meyve parçaları, çikolatalı ıslak kek, eritilmiş çikolata ve şanti var .. 
Hepsini bitiremedim tabii.. 
Benden tavsiye, öğünler 2 kişilik burda, gittiğinizde 2 kişiye bir tane sipariş verin..

Yemelere doyamadım, kalanı paket yaparlar mı acaba diye düşünürken de hiç utanmadım!
Mutlu mesut ayrıldım, en kısa zamanda yeniden buluşmak dileğiyle ayrıldım... 
Hee.. He sap ne kadar diye sorarsanız, yedik, içtik, eğlendik, 20 lira hesap ödedik.. 
Denemedim, bir dahakine de çok övülen aromalı sıcak çikolatalarını deneyeceğim; ama bunun için havaların biraz daha soğumasını bekleyeceğim... 

Bu güzel pazar gününde erkenden yazdım bu yazıyı, alışveriş merkezlerinde boğulmaktansa, alın fotoğraf makinenizi, çıkın dışarı, yalnız ya da bir yol arkadaşıyla, önce karaköyde balıkçılarda oynayan kedileri sevin, sonra da tünelden yukarı çıkarken köpekleri:) Yemek yiyin güzelce, kitapçıları gezin, J'adore da güzel bir mola verin.. 

Sevgiler.. 
J.
Related Posts with Thumbnails