Eveeet,ince blog sahibesi Banu'şun blogunda yaptığı küçük yarışmayı-yarışma da denmez ya - ben kazanmıştım,
minik hediye setim dün sabah saatlerinde elime ulaştı;ama dün sevgilimin doğumgünü olduğu için sayfaya koymadım..
Dün kargo paketini elime aldım,daha içine bakmadan açar açmaz mükemmel bir koku karşıladı beni.. Önce mana veremedim, dedim Banuş kokusundan da koymuş herhalde:) Sonra anladım ki enfes parlatıcının kokusu bu!
Hepsini tek tek kokladım,ağzım kulaklarımda baktım,önüme serdim çocuk gibi:)
Her şey için çok teşekkürler, her şey bir tarafa içtenlikle yazdığın "not" çok güzeldi..
Sevgiler..
J.
11 Şubat 2010 Perşembe
10 Şubat 2010 Çarşamba
I go crazy,crazy....
Bu kaçıncı doğumgünün birlikte geçirdiğimiz....
Önümüzde bir çoğu hiç yaşanmamış duruyor,bizi bekliyor..
İyi ki doğmuşsun,iyi ki İstanbul'a gelmişsin,iyi ki ellerimiz birbirini bulmuş..
20'likler bitiyor canım; ama üzülme..
içinde 5 yaşında bir çocuk var,
bunu her gün,her an görüyorum...
Ve seni çooook seviyorum...
8 Şubat 2010 Pazartesi
Salıncaktaikikişi'nin tatlı sahibesi beni salıncağında misafir etti!:)
Daha önce de bahsetmiştim,100. yazımı kutlamak için yazdığım yazıda "salıncakta iki kişi" 'yi neden çok sevdiğimi,izlemesi en güzel bloglardan olduğunu..
Bu yazıdan aylar sonra ,blog sahibesi banuş minik bir hediye seti vermek için "blogunu neden takip ettiğimizi" sordu, hediye filan baheydi,sorduğunda hemen aklıma aylar önce yazdığım yazı geldi ve bu aralar hissettiklerimi de ekledim,bloguna yorum olarak ardı ardına sıraladım durdum..
Bugün Zuzu kabilesini (bilmeyenler için,blog sahibesinin miniş kedileri) sıralamıştı blogunda, yüzümde kocaman sırıtış,kedilerini seviyordum,açıkçası bu yazılarını modasal mevzulardan daha çok seviyorum..
Sonra aşağıya doğru indim yazıda.. Aaaa! Bir baktım, adım yazıyor kocaman.. Mini hediye setini anneciği tek tek okuduktan sonra tüm yorumları, beni seçmiş..
Çok mutlu oldum,beni salıncağında salladığın için canım:) Annene çok teşekkür ederim,üçyüz küsür yorumun içinden benim yorumumu en değerli bulduğu için..
"Salıncakta iki kişi" blogunda adımı gören, hemen bloguma gelen sevgili misafirlerim, size de ayrıca teşekkür ederim..
Sevinçli JuVe.. :) hatta ağzı kulaklarında JuVe:)
dedi
JuVeNiL
zaman:
20:00
Etiketler:
blog,
salıncaktaikikisi
4 Şubat 2010 Perşembe
Başka heyecanlar..
Başka heyecanlar var üzerimde bu ara,
en yakın arkadaşım evleniyor cumartesi günü..
İş,güç görüşemiyoruz artık, cumartesi-pazar hep işte..
Çeyizlerini yerleştirdik geçen hafta bir bir..
Şöyle bir düşündüm,
daha dün gibiydi Necla teyzecim fındıklarla,cevizlerle,üzümlerle
odaya girer,
yetmez şunları da yiyin zihniniz açık olsun diye
bir sürü şey bırakıp giderdi biz ders çalışırken...
Okulu kırdığımızda eve gidip,üstümüzü değiştirip modaya aktığımız günler daha sanki geçen haftaydı..
Mine'de bıkmadan içtiğimiz-hoş mine'de kalmadı artık- domates çorbalarının sıcağı içimde..
Üniversiteyi kazandığımız zaman ki heyecanımız daha dün gibi,
Bir yere gitmek için izin alırken benim annemin senin babanın illaa ki birinin problem çıkarması,
sonra ilk hangisini ikna edersek,ikiniciye bak o izin verdi diye yalvarmamız dün gibi..
Boyumuzun aynı olması tesadüf müydü dersin,
böylece tanışmıştık 19 mayıs çalışmasında..
Geçen zamanda birbirimizin elini tuttuğumuz,
sabaha kadar oturmaya çalıştığımız
-genelde lafın ortasında uyuyan ben-
akşamlar sanki daha dün gibi..
e daha kalmaya gelecektin ki sen bana,
soğanlı salatalar yiyip,
korku filmleri seyredecektik..
Çeyizini yerleştirirken bir kez daha anladım..
üff dedim,büyüdük artık..
Çok güzel olacaksın gelinliğinin içinde,biliyorum..
Biraz yaşlandım diye galiba,
biraz da gidiyormuşsun bir daha seni göremeyecekmişim gibi bir his..
kıskançlık değil,
valla:)
Hep çok çok çook mutlu olmanı diliyorum,
seni çok seven cankan..
JuVe cadısı..
3 Şubat 2010 Çarşamba
"Orphan"
Beni böyle "geren" bir film seyretmedim sevgili okuyucu, bak demiyorum ki "korktum".. Ge-Ril-Dim!
Filmin fragmanı,görseli bana içine bir şey kaçmış bir çocuk hikayesi diye düşündürdü,bunu düşünmemin sebebi de sanırım film vizyona girmeden kısa bir süre önce "orphanato" isimli yarı gerçek yarı doğaüstü olayların meydana getirdiği filmi seyretmiş olmamdır.
Bu film sizi doğaüstü olaylarla değil, sinir bozucu- hatta öyle sinir bozucu ki dişlerimi sıkmaktan çenem ağrıdı- bir karakter karşısında -en kötüsü bu karakterin "çocuk" olması ve sizin o çocuğu yanınızda olsa bir kaşık suda boğacak olmanızdır- geriiim gerim gerilmeniz.
Filmin başında klasik "ayna" korkutmacasını görünce "amaaaan üff gene mi" dedim;ama sonradan filmin ilerleyen sahnelerinde filmi kurgulayan insanın "aslında gerilim diye ona denmez,bak aslında bunu da yapar gererim ;ama gerilecek bir şey yok,asıl ben seni gerçeklerle öyle bir gererim ki,gerilim nedir görürsün!" şeklinde ,biz filmi seyredenlerle alay ettiğini düşünüyorum.
Klasik bir hikayesi yok filmin,sonunu tahmin edebilen varsa bu işleri bırakır alnından öperim:)
Filmin ana hatlarıyla konusundan bahsedecek olursak, 3.bebeği karnında ölmüş ve onu 15 gün boyunca karnında taşımış olan anne kendini uzun süre toparlayamamıştır-hatta bir süre alkol tedavisi görmüştür- 10-11 yaşlarında bir oğlu ve 5 yaşlarında işitme engelli dünyalar tatlısı bir kızı olan bu aile, ailelerine bir yetimi de katarak kaybettikleri çocuklarının yerine koymak isterler. Bunun için başvurdukları yerde Rusya'dan evlat edinilen bir süre sonra evlat edinildiği ailenin bir yangında ölmesi ve tek başına kalmasıyla yine evlat edinme kampına geri dönen "Esther" i kendi ailelerine katmak için seçerler.
Esther'in ilk geldiği günden itibaren tuhaflıklar başlayacaktır, nedense babasına "fazlaca" düşkün bu kız çocuğu
ailenin geri kalanları için aynı duyguları pek beslememektedir.
Açıkçası 13 yaş üzeri seyredilmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum, pek filmlerle ilgili yaş tavsiyesi yaptığımı hatırlamıyorum şu ana kadar;ama bu sadece gerilim faktöründen dolayı değil, uygunsuz bazı sahnelerin de eklenmesinden dolayı..
Benden filmin gerilim başarısına 10 üzerinden 10! Sonunu başarıyla bağlamış olmaları;ama bııırt diye geçtikleri için kurguya da 10 üzerinden 9 veriyor, 9.5!
Bak sonradan demedi deme okuyucu, gerilip asabın bozulunca juve dememiştin böyle olacağını deme:)
J.
dedi
JuVeNiL
zaman:
10:30
Etiketler:
film,
gerilim,
JuVe Olay Yeri,
orphan
1 Şubat 2010 Pazartesi
sonunda.. olay yerimiz "Pandora"
Bu filme gitmeye ne kadar niyet ettiysem o kadar bir şey çıktı, bir de hemen önceki yazımda göreceğiniz üzere bir şey çok rağbet görünce benim gidesim,okuyasım,göresim kaçıyor.
Gel gör ki,1-2 hafta önce Avatar'ın yönetmeni James Cameron,Jay Leno Show'a çıktı ve filmin nasıl çekildiğini anlattı,aynı zamanda çekimlerle ilgili bazı görüntüler de vardı.
O kadar emek harcanmıştı ki,o kadar hevesle anlatıyordu ki filmi, ortaya çıkardığı şeyle ilgili bir insan bu kadar heyecan doluysa, üstünden zaman geçmesine ve zaten paraları götürmesine rağmen ,daha film vizyona girmemiş gibi sesi titriyorsa,angutluk etmemek ve filmi görmek gerek JuVe dedim kendi kendime..
Şimdi filmi seyretmeyenlere filmden önce bildiğim bir kaç küçük şeyi sölim,
*mavi insanımsılar var,naviler,pandora'da yaşıyorlar,öyle bir yer ki gören "cennet böyle bir yer olsa gerek " diyor,
insanlar nedense savaş açıyorlar buradakilere!
*kutsal bir ağaçları var,klan şeklinde yaşıyorlar,aralarına girmek için onlara benzer bir organizma üretmişiz "avatar"..
*sene 2154.. galiba?
Filmden sonra diyeceklerim, filmin konusu biraz çalıntı ve toplama geldi bana;fakat şu var ki görsel olarak seyrettiğim en güzel film!
Biyoloji okumanın bir faydasını gördüysem şu dünyada,orada oluşturulan gezegende gezegenimizden,özellikle su altından oldukça yararlanılmış..
Verdiği en güzel mesaj, doğaya bağlı na'vi topluluğunun kutsal saydığı ağacın dibinde, "kendi gezegenimizi zaten mahvettik,eğer beni duyuyorsan,buradaki doğaya da aynısını yapmamıza izin verme" diye yalvarmasıdır dünyalı avatarın..
Çok bir şey söylemeyeceğim,tek diyeceğim ne kadar bilimkurgu tarzını sevmiyorum deseniz de,bu görselliği görmek için mutlaka gitmelisiniz.
Şimdiiii ..:) Sizi şaşırtmaya geldi sıra, okudunuz mu bilmiyorum,Cameron çıkış noktasının "Pocahontas" olduğunu belirtmiş zaten;ama çok incelemesem de şu göstereceğim benzerlikte alıntılar da biraz fazla olmuş sanırım bir film senaryosu için..
Friend feed'ten aldığım ve araştırdığım bir ileti kaynağına göre, Fransa'da bir çizgi roman varmış,adı "Sillage"..



Bunu 1-2 hafta önce,filme gitmeden okumuştum,filmi seyrettiğinizde konudan ziyade görselliğin önde olduğunu anlıyorsunuz zaten..
Cameron yeni bir "dünya" yaratmış ,biraz yenilik,olağanüstü görsellikler,her gün gördüğümüz çiçeğin,böceğin,hayvanın başka başka türlerini, hatta kendi hayvanlarınızla aranızdaki bağın buradaki hayvan-insan arasındaki bağın farklılığını görün..
Benim kadar geç kaldıysanız,acele edin ve seyredin..
J.
Gel gör ki,1-2 hafta önce Avatar'ın yönetmeni James Cameron,Jay Leno Show'a çıktı ve filmin nasıl çekildiğini anlattı,aynı zamanda çekimlerle ilgili bazı görüntüler de vardı.
O kadar emek harcanmıştı ki,o kadar hevesle anlatıyordu ki filmi, ortaya çıkardığı şeyle ilgili bir insan bu kadar heyecan doluysa, üstünden zaman geçmesine ve zaten paraları götürmesine rağmen ,daha film vizyona girmemiş gibi sesi titriyorsa,angutluk etmemek ve filmi görmek gerek JuVe dedim kendi kendime..
Şimdi filmi seyretmeyenlere filmden önce bildiğim bir kaç küçük şeyi sölim,
*mavi insanımsılar var,naviler,pandora'da yaşıyorlar,öyle bir yer ki gören "cennet böyle bir yer olsa gerek " diyor,
insanlar nedense savaş açıyorlar buradakilere!
*kutsal bir ağaçları var,klan şeklinde yaşıyorlar,aralarına girmek için onlara benzer bir organizma üretmişiz "avatar"..
*sene 2154.. galiba?
Filmden sonra diyeceklerim, filmin konusu biraz çalıntı ve toplama geldi bana;fakat şu var ki görsel olarak seyrettiğim en güzel film!
Biyoloji okumanın bir faydasını gördüysem şu dünyada,orada oluşturulan gezegende gezegenimizden,özellikle su altından oldukça yararlanılmış..
Verdiği en güzel mesaj, doğaya bağlı na'vi topluluğunun kutsal saydığı ağacın dibinde, "kendi gezegenimizi zaten mahvettik,eğer beni duyuyorsan,buradaki doğaya da aynısını yapmamıza izin verme" diye yalvarmasıdır dünyalı avatarın..
Çok bir şey söylemeyeceğim,tek diyeceğim ne kadar bilimkurgu tarzını sevmiyorum deseniz de,bu görselliği görmek için mutlaka gitmelisiniz.
Şimdiiii ..:) Sizi şaşırtmaya geldi sıra, okudunuz mu bilmiyorum,Cameron çıkış noktasının "Pocahontas" olduğunu belirtmiş zaten;ama çok incelemesem de şu göstereceğim benzerlikte alıntılar da biraz fazla olmuş sanırım bir film senaryosu için..
Friend feed'ten aldığım ve araştırdığım bir ileti kaynağına göre, Fransa'da bir çizgi roman varmış,adı "Sillage"..


Kitapta kahraman,iyi bir savaşçı olan kız var,adı: "Navis"
Doğayla içiçeler,hepsi bir ağaçta yaşıyorlar
ve
ırkın bilgi kaynağını bir ağaç taşıyor..
sonra başka gezegenlerden birileri gelip onları ve ağacı yok etmek istiyor..

Bunu 1-2 hafta önce,filme gitmeden okumuştum,filmi seyrettiğinizde konudan ziyade görselliğin önde olduğunu anlıyorsunuz zaten..
Cameron yeni bir "dünya" yaratmış ,biraz yenilik,olağanüstü görsellikler,her gün gördüğümüz çiçeğin,böceğin,hayvanın başka başka türlerini, hatta kendi hayvanlarınızla aranızdaki bağın buradaki hayvan-insan arasındaki bağın farklılığını görün..
Benim kadar geç kaldıysanız,acele edin ve seyredin..
J.
dedi
JuVeNiL
zaman:
23:18
Etiketler:
avatar,
film,
james cameron,
JuVe Olay Yeri
JuVe Olay Yeri : "Inglourious Basterds"
Şu okul tatil olduğundan beri, hava bana muhalefet,sevgilimin iş yeri bana muhalefet..
Evde kös kös otur,dur durumundayım.Evde kös kös oturup durmaktansa fırsat bu fırsat 2 hafta sonra okulum tekrar açıldığında öğretmenlik derslerim ve stajımda ekleneceğinden hiç fırsatım olmayacağı için blog okuma,kitap okuma,yayıla yayıla dizi seyretme,film seyretme ile vaktimi geçirmekteyim;ama 7/24 böyle içim bayıldı azizim.
Bu arada bitince üzerine bir yazı yazacağım;ama şimdiden biraz değinmek isterim. Richard Dawkins'in - ki kendisi ülkemizden internet erişimi yasak olan, dünyanın en iyi bilim adamlarından birisidir- Tanrı Yanılgısı adlı kitabını okuyorum.
Bu kitap zamanında Migros'ta raf raf satıldığından dolayı, içimden pek alıp okumak gelmemişti, herkesten rağbet gören nedense benim için itici bir hal alıyor.
Annem almıştı kitabı, bir bakayım dedim, okumaya başladım,çok güzel bir kitap;fakat herkesin anlayabileceği hele hele ülkenin siyasi durumuna bakılırsa böyle migroslarda satılıp "aman aman koşalım okuyalım" durumu bir kitap değil,kitap seçimi olarak bile yapılacağını düşünmüyorum.Burası biraz kafa karıştırıcı kaldı benim için, acaba başka bir şey anlatıyor diye mi alındı insanlar tarafından bir fikrim yok.. Bitmeden eleştirileri de okumak istemedim,hepsini kitap tavsiyede anlatırım bitince.
E işte pazar gününü de evde geçirmek zorunda kalınca,uzun zamandır seyretmek istediğim Inglourious Basterds" ı aradan çıkarayım dedim.
Film, Kill Bill vol:1-2,Rezarvuar Köpekleri, Pulp Fiction gibi sinema dünyasında 50-60 yıl sonra da diğerlerinden kendini ayırarak belli edecek filmlerin yönetmeni Quentin Tarantino'ya ait.
Filmin başrol oyuncusu olarak geçen Brad Pitt'in oyunculuğu mükemmel;ama bana kalırsa başrolden ziyade kendisi yan rol ve ondan çok daha iyi oyuncu performansları var.
*******************************İçerik Uyarısı***************************************************
Film 5 bölümden oluşuyor; İlk bölüm olan Once upon a time... In Nazi-Occupied France 'da yahudileri saklayan Fransız mandıra sahibinin evi Albay Hans Landa ve askerleri ile ziyaret edilir,burada biraz konuştuktan sonra gözlerinden yaşlar akarken sakladığı yahudi aileyi itiraf eder ve Nazi askerleri tarafından aile kurşuna dizilir, ailenin genç kızı Shosanna kaçmayı başarır.
İkinci bölüm,soysuzlar çetesi ile tanışmamızı sağlayan kısım,Inglourious Basterds, Brad Pitt Albay Aldo'yu canlandırmaktadır, Nazilerden nefret eden, onları öldürecek takımıyla Almanya'ya giden bir Amerikan çetesinin başıdır. Çetenin diğer üyelerinin nasıl seçildiğini ve yeteneklerini öğreniyoruz bu bölümde.
Üçüncü bölüm,A German Night in Paris bölümünde, katliamdan kaçan Shosanna, İsmini değiştirmiş, fransız kimliğine bürünmüş, bir sinema sahibi olmuştur. Bu sinemaya devamlı gelip giden,Nazi asker kahramanı Frederick Zoller ile tanışır, işler istemediği bir şekilde ilerlemiştir,Sinemasında Paris'te Fuhrer'in de katılacağı bir Nazi gecesi düzenlenecektir , başrolünde Frederick'in oynacağı ve Nazilerin sözde kahramanlıklarını anlatacağı bir gece olacaktır.. Ailesini kaybetmiş bir yahudi için ayağına gelmiş bir fırsat olabilir mi?
Dördüncü bölüm Operation Kino , soysuzlar çetesinin 3 üyesinin, sinema artisti ve ingiliz ajanı bir kadınla buluşup istihbarat alması şeklinde devam edecek iken, umulmadık bir şekilde buradaki bütün planlar değişecek ve soysuzlar çetesi buradaki üyelerini kaybedecektir, Soysuzlar çetesinin geri kalanı da o meşhur Nazi gecesine doğru yol alır..
Beşinci bölüm... Revenge of the Giant Face. Yahudi'nin intikam vakti..
Çözülüm kısmını da artık anlatmıyorum,filmi seyretmeyenlere haksızlık olmasın;)
*******************************İçerik uyarısı***********************************************************
Film aslında insani değerlerinizi yeniden ölçmenize sebep oluyor, bu Law Abiding Citizen'da ki gibi bir taraftan,
aileme aynı şey yapılsa ben de onlara aynı acıyı vermek ister miydim diye düşünüyorsunuz, bir taraftan onlardan ne farkım kalır diye düşünüyorsunuz;ama içinizde bir yer Nazilerin başına kendi yaptıkları gelseydi diye düşündüğünde ferahlıyor.
Değişik düşüncelere boğuyor sizi film,bunun yanı sıra filmde 4 dil konuşuluyor, ağırlıklı olarak almanca,ingilizce,fransızca ve çok az italyanca.Bu da biraz yorucu olabiliyor, filmi ben evde seyrettim;ama konuştuğum kişilerden ve okuduklarımdan sinemada seyredenlerin üstünde bıraktığı etkinin daha fazla olduğu hissine kapıldım;özellikle silah efektlerinin olduğu ve sinemada geçen son sahneden dolayı..
Diyeceğim şudur ki,gerçek karakterlerin tarihin tozlu sayfalarından çıkarılmasıyla, bir de böyle olsaydı diye düşündüren, temposunu hiç kaybetmeyen, bir önceki soykırım filmlerinden kendisini hem hikayesiyle hem de temposuyla keskin bir şekilde ayıran, izlenesi bir film Soysuzlar Çetesi..
İyi seyirler..
J.
dedi
JuVeNiL
zaman:
15:34
Etiketler:
film,
inglourious basterds,
quentin tarantino
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










