12 Kasım 2009 Perşembe
Sinir küpü JuVe
Dün son vizelerim vardı, farkındasınızdır son 2 haftadır çok bir şey yazamadım zaten.. Nefret ederek gidip geldiğim okulun çok işe yarar güzide derslerinin sınavlarını vermek için çabalıyorum..
Şimdi şöyle ki, bazı insanlar -ki bu bizim ülkemizde akademisyenlerin maalesef bir çoğunda- ezilerek,ister istemez üstlerine yalakalık yaparak bir yere geliyorlar, çalışmanız,düşünceleriniz çok önemli olmuyor,önemli çalışmalar yapanlar zaten bir şekilde iyi yerlere geliyor ve genelde yurt dışına gidiyorlar.Ne yazık ki burada kalanlar,bir şeyler yapanlar ya da yaptığını zannedenler,bu ezikliklerini ,aynı onlara yapıldığı gibi bağırıp çağırabilecekleri alt kademede olanlardan ve öğrencilerden çıkartıyorlar..
Ne mi oldu .. Şöyle oldu, dün 2 sınavımız vardı,son sınavlarımız olduğu için herkeste gerginlik had safhadaydı, bu sınavlardan biri -öğretmen olabilmek için ekstra aldığımız ,kendi bölüm derslerimizin yanında hobi sayılabilecek,çıtır çerez ders- tee 17.30 daydı.. Saatler 17.10 u gösterdiğinde indik aşağıya koridora,böylelikle sınava nerde girebileceğimizi öğrenelim,gidelim yerleşelim diye.. Baktık 2 üst katta bir sınıfa yerleştirilmişiz.. Bir koca sınıf insan oturuyoruz,saat 17.30 olmasına rağmen kimse gelip gitmedi,17.35 oldu gelen giden yok, 17.40 olunca bizde bi "nooluyo len ,gece unuttular mı bizi burda" diye bir düşünce aldı,aşağıya inip baktık,ne görelim yerini değiştirmişler sınavın..
Paldır küldür aşağı indik.. Sınıfa da alınmıyoruz,sonra içeri girdik..Sınıf dediğim laboratuvarda sınava gireceğim;fakat gel gör ki yer yok! Bildiğin yer yok.. Laboratuvar masalarında karşılıklı oturmak yasaktır; fakat yer olmayınca karşılıklı oturduk "oraya oturuuulluur muaaaaaa!! saçmalamayıııaaan" diye bağıran bir hoocayla karşılaştık, ki girdiğimizden beri sessiz olun burda sınav var deniliyor, sanki biz dans etmeye geldik,aynı sınava girmeyeceğiz, 40 soru 45 dk olan sınavdan zaten 10 dakika gitmişken,hala yerleşememişken,bizi daha aralıklı oturabileceğimiz lab.masalarından, 3 cm aralıklarla güvercinlerin telefon direğine dizilmesi gibi ,pencere önüne dizerken,"yer yok,o yüzden oturduk,zaten geç kaldık" derken "baksaydınızz aşağıyaaa"diye cevap alırken,"çünkü koca bir sınıf insana vahiy indi yukarda salak gibi bekliyoruz"diye cevap verememenin sıkıntısı da ekleniyor .. "bakıcaktınızzz,konuşmaayyın" hayır öyle bir bağırılıyoruz ki, suçluymuşuz,her an kopya çekmeye meyilliyiz gibi.. Yakın bir arkadaşımla oturuyoruz,hala bağırması devam eden hocaya "artık biraz sessiz olur musunuz hocam, zaten geç kaldık,okumaya çalışıyoruz " demesi üzerine, kavga etmek için 10 dakika tepesinde dikildi;ama arkadaşım farketmedi.. Bitti mi sanıyorsunuz? bitmedi..
Çıkarken, 3-5 kişi kalmışken ve biz de bir şey söylemiyorken, önümdeki arkadaşlardan birine " sana 50 kere söylemedim miiia ben çakma sarışııııın,konuşma diye kaç kere uyarcaaam seni" diye bağıran insanlar.Evet ..
bunlar üniversitede öğretim görevlisi, bizim sınavına girdiğimiz ders ne kadar ironiktir ki "eğitim bilimlerine giriş"ti ve eğitim felsefeleriyle filan alakalıydı..
Öyle aklınız çalışıyor ki, o kadar üstün insanlarsınız ki, 5 öğretmen öss'ye giriyormuşuz ki gibi bir derslikte gözetmenlik yaparken yukarıda ki 1 sınıf sınav olacak insana "çocuklar sınav aşağıya alındı" demek için yukarı çıkmayı düşenemiyorsunuz..
Ve nerde eğitim verdiğinizin farkında değilsiniz, üniversiteye gelmiş,koca koca insanlara kedime,köpeğime bağırmayacağım gibi bağırmayı marifet sanıyorsunuz..
Bu cinsler ne yazık ki her yerde var ve yapabilecek pek bir şey yok, olan sadece o an cevabını veremediğiniz için içinize oturan bir taş..
J.
Resim kaynak
10 Kasım 2009 Salı
İzindeyiz..
saat 09:05.. Her 10 Kasım'da olduğu gibi ayaktaydım, gözlerim dolu, balkona çıktım, sirenleri iyice duyabilmek,bayrakları görebilmek için..
Hiç özlemediğimiz kadar özlüyoruz seni son 7 yıldır.. İstediklerinden çok uzakta bir ülke var ve asıl bu yüzden öldüğünü hissediyoruz,
istediklerini yapabilseydik, boynumuz aşağıda olmazdı..
ne olursa olsun ... İZİNDEYİZ...
Hiç özlemediğimiz kadar özlüyoruz seni son 7 yıldır.. İstediklerinden çok uzakta bir ülke var ve asıl bu yüzden öldüğünü hissediyoruz,
istediklerini yapabilseydik, boynumuz aşağıda olmazdı..
ne olursa olsun ... İZİNDEYİZ...
dedi
JuVeNiL
zaman:
11:07
7 Kasım 2009 Cumartesi
İz Bırakanlar unutulmaz....
Ha bu çilli beni mimlemişti geçenlerde;ama gerek derslerim gerek hasta olmamdan ötürü kendisine cevap verememiştim..
Aslında bu mim olayı bazen keyifli bazen zorlama geliyor;fakat bu konu çok hoşuma gitti..
Mim konusu şu, hayatımızda iz bırakan kokular..
Size olur mu bilmem;ama bana çok olur, çok çoook uzun zamanlar önce tanıdığım bir koku beni o ana, o yaşadığım zamana götürür, kendi çapında bir zaman tüneli oluşturur beynim böylelikle..
İşte bana bu güzellikleri yaşatabilen kokular:)
*deniz kokusu.....
Aslında bu mim olayı bazen keyifli bazen zorlama geliyor;fakat bu konu çok hoşuma gitti..
Mim konusu şu, hayatımızda iz bırakan kokular..
Size olur mu bilmem;ama bana çok olur, çok çoook uzun zamanlar önce tanıdığım bir koku beni o ana, o yaşadığım zamana götürür, kendi çapında bir zaman tüneli oluşturur beynim böylelikle..
İşte bana bu güzellikleri yaşatabilen kokular:)
*deniz kokusu.....
huzurun,tatilin,yaşamın
güzel kokusudur bana göre....
*Temiz ev ve temiz çarşaf kokusu..
Çilli de demiş ya her evin kendisine "has" bir kokusu var diye..
Tüm tanıdıklarımın evlerinin kokusu ayırt ederim..
İçlerinde çoğu huzur vericidir,
bazıları antik kokar,
bazısı temizlik,
bazısı da maalesef havasız..
İnsanın kendi evinn kokusu gibi yok derler ya..
Hakkaten öyle,
özellikle annemin içerde sigara içmediği zamanlarda..
*otoklav kokusu...
Ha bu gördüğünüz şey otoklav,
laboratuvarlarda lab.eşyalarının ve hazırlanan besiyerlerlerinin,solüsyonların,
kullanılmış malzemelerin sterilizasyonunda kullanılır..
Nasıl kokar bililiyor musunuz?
Hiç koklamak istemezsiniz..
İğrenç...
*Köpek kokusu..
Köpüşleri ne kadar sevdiğimi biliyorsunuzdur;
onların bir kokusu var,
çoğu kimse sevmez;
ama o kendilerine has kokusu
bana huzur veriyor..
Bir de yeni doğmuşken şüüt kokuuyoolayy şüüütt:)
Sonra, mama :D
*Yanmış kibrit kokusu ve mum kokusu....
Sigarayı hiç sevmem,
hayatımda hiç denemedim,
denemeyi de düşünmüyorum;
ama
yanmış kibrit kokusuna bayılıyorum..
Bu sanıyorum çocukluğumda
yakılan sobaları hatırlattığı için
bana mutluluk veren bir koku..
Bir de mum kokusu var,
şu kanserojen;
ama
çok güzel kokan,
şu dondurma gibi
çilekli,armutlu,vanilyalı
çeşitleri bulunanlar değil..
Bildiğiniz basit,
elektrik kesildi mi yaktığımız uzun beyaz mumların kokusu..
Seviyorum nedense..
*Noa' nın kokusu...
En yakın arkadaşım,
lisedeyken uzunca bir süre bu parfümü kullanmıştı..
Ne zaman bu parfümü duysam,
o zaman mezun olmak için can attığım -ergenlik işte-
şimdi hasretle andığım canım lise günleri gelir aklıma ..
*Ruj başta olmak üzere tüm kozmetik kokuları..
bu iz bırakan bir şey değil..
bu benim bağımlılığım:)
ne zaman bir ruj görsem,
bir allık,
bir far..
açar koklarım:)
seviyorum napim...
*En sevdiklerimin "ten" kokusu..
Annemin sigarayla karışık bir kokusu var, o kitaplarının başından kalkmış,artık yemek yapmaktan,temizlikten usanmış,bilgeliği üstünde,beyaz tüylü mavi gözlü kedi haliyle kokusu var.. Güven veren..
Abimin kokusu var, özelikle seferden geldiğinde üzerinde biraz gemi,biraz deniz,biraz yol kokusu.. Ve geçmez o koku onun üzerinden..
Babamın kokusu var.. Geçmiş yılların üzerinde bıraktığı bir koku..
Sevgilimin kokusu.. Sevginin kokusu,güvenin kokusu,kokladığımda yüzümü gülümseten koku..
İşte böyle..
Şimdi mimlemem gerekiyor.. Mim'den hoşlanmayan;ama yazınca hoşuna gideceğini bildiğim minik Deniz'in sümüklü annesi "nilo", son yazısıyla içime bıçak saplayan "geveze baykuş",taşınmaktan başını kaldırabilirse, uyuzluğu ve cadılığı üzerinde değilse "uyuz cadı" bu mim'e cevap yazsınlar...
J.Leno:)
5 Kasım 2009 Perşembe
GDO,Domuz gribi,vs..
Bak ne zamandır yazmim yazmim diyorum, inatlaştım bunla ilgili yazmamak için;ama gene güzel ülkemde o kadar komedi bir hal aldıki bu domuz gribi olayı..
Hayır yurt dışında arkadaşlara soruyorum, nedir diyorum durum? "burda hiç gündem maddesi değil" diyorlar..
Şimdi olay şu, ben aşı olayına bebeklerde sağlanan bağışıklık dışında tamamen karşıyım zaten;çünkü bakteri dediğin sen aşısını üretene kadar kendi genetiğini değiştiriyor(grip aşısından bahsediyorum).. Daha kuvvetli hale getiriyor kendini, zaten o kadar hassassa bünyeniz , aşıyı olunca hasta oluyorsunuz.. -hep şahit olduğum olay-
Gelelim domuz gribi olaylarına, evet var bir tehlike;ama normal gripten ölenleri sayıyor muyuz acaba? Diğer Influenza'lardan geçirince de kronik ciddi hastalıkları olanlar ve immun sistemi düşük olan kişiler (çocuklar,yaşlılar)
etkileniyor yine, her kış sayıyor muyuz şu kişiler gripten öldü diye..
Peki en güzel soru.. Neden biz hemen koştura koştura sipariş verdik, yan etkileri test edilmemiş aşıları aldık..
Bir de herkes aşı olsun baskısı var..
Şimdi olan olaylara geçmeden önce şunu söylemek istiyorum, aşıyı çıkartan firmaların kendi sitelerinde bile bir çok ölümcül yan etkiye sahip olabileceği yazıyorken, neden bizde bakanlıklardan "hiç bir yan etkisi yok" açıklaması geliyor? Sonra ne mi oluyor, sağlık bakanımız ilk gün aşı olurken, cumhurbaşkanımız ve başbakanımız da aşı olacak diyor,ardından başbakan bakanıyla ters düşüyor, grup toplantısında isteyen kişilerin aşı olabileceğini,metazori olmadığını belirtiyor ve ekliyor "ben aşı olmayacağım".. aynı günün akşamı eski sağlık bakanı açıklama yapıyor ki , ilk aşı olan doktorlardan biri anaflaktik şok geçirmiş, bu şu demek vucut o kadar çok çooooook aşırı- ölümcül- alerjik reaksiyon vermedi demek.. ***Yorumsuz***
Benim tüm bu anlattıklarımdan sonra tavsiyem şu; antibakteriyel jellerden çantanıza atın, maske takmak komik duruyor evet, o zaman bayanlar için bir önerim var şal takın kalabalık yerlerde ağzınızı kapatın, selpaktan önce annelerimizin ütülediği mendiller vardı ya hani? heh! onları çekmecelerden çıkarın bakalım ceplerinize koyun, biliyorum şaka gibi;ama öpüşmeyin:) özellikle bayan gruplar,***ergenlik çağındakiler *** sanki bir daha hiç görüşmeyeceklermiş gibi veda edip ,sonra uzun zamandır görüşmüyorlarmış gibi hasretle öpüşüp koklaşıyorlar, bugün geçen haftadan beri görmediğim sevdiğim bir arkadaşımı öpmek üzere eğildiiim,sonra şaka gibi birşey yaptım,toslaştım:) dedim öpcektim ;ama seni çok sevdiğim için aklıma geldi,bak öpmedim! Sonra ellerinizi yıkamanızın gerekiliklerini atlıyorum, bu canı çıkasıca virus solunum yoluyla bulaşıyor, yani burun delikleri ve ağız.. günde 1-2 defa tuzlu su ile gargara ve burnumuza su çekme (bıyy ben de hiç yapamıyorum,beynime su kaçacak gibi oluyor) ile burnumuzu temizliyoruuuz...
Bir diğer gündem maddesi GDO'lar.. Biliyorsunuzdur herhalde, 26 Ekimden beri genetiği değiştirilmiş organik ürünlerin ekimi,biçimi,satımı kısmen de olsa yasallaştı artık ülkemizde..
Şimdi şöyle, bunlar hormonlu değil, "genetiği değiştirilmiş".. Dolayısı ile yok büyüktü,5 gözlüydü,6 çekirdekliydi şeklinde bir ayırım yapamıyoruz.. Ne yapıyorlar? Örneğin, böcekler gelip ekinlere dadanmasın diye, içine bir takım antibiyotikler,toksik maddeler yerleştiriyorlar... Böceğin bile konmadığı şeyi ben neden yiyorum bea? Şunu söyliyeyim sanki şimdi noldu,önceden satılmıyor muydu, geçen sene aldığım bitki dersinde hocayla konuşmamızda ülkemizde zırta pırta bulunan fast food zincirlerinden birinin komple genetiği değiştirilmiş ürünler kullandığı, hayvanlarının normalde büyümesi gereken zamandan çok önce büyüdüğü,vs. söylemişti.. Derseniz ki,ben tohumumu alırım kendi bahçeme ekerim.. Efenim? tohumun genetiğini değiştiriyorlar canım zaten.. Bezelye olduktan sonra içini açıp, bezelyeleri tek tek değiştirip sonra yerine koyup kapamıyorlar.. -bunu böyle anlatıyorum,alay etmek için değil, aklınıza geldiğini biliyorum,cevaben söylüyorum-
Peki ne oluyor GDO'lu besinler yenirse... Yapılan araştırmalara göre en önce kullanılan antibiyotiklerden dolayı,vucut artık o antibiyotiklere alışık olacak,hasta olduğunuzda ilaç aldığınızda hiç bir işe yaramayacak.. Sonra ilk gdo'lu domates satan yanlış hatırlamıyorsam abd'de bir firma toplu alerjik reaksiyonları ve 500 kişinin ölümü üzerine iflas ederek kapatmak zorunda kalmış..Sonra 3 nesile kadar genetik hasarların meydana geleceğini ve torunlarımızın kısır olacağı da okuduğum araştırmalarda söylenenler.-bilimsel kısımları uzun uzun anlatmak istemedim,google'layın -
Demem o ki, haber seyretmeyeceğim diyorum,bana ne diyorum, ne olursa olsun diyorum, e oturduğumuz yerde ölüyoruz!
Uzun bir aradan sonra böyle bir yazı olsun istemezdim;ama kusura bakmayın..
J.
(juve notu: işte bu kadar olay sonra gülecek bir şey; bugün anneme pazara giderken, git bak hangisinin üstünde sinekler varsa onlardan al dedim, annem "tamam , balkonda beslediğim sineğin tasmasını takim,şimdi çıkıyorum" dedi.. ve bende olay koptu... )
31 Ekim 2009 Cumartesi
Şimdi haberler...
*Dayanamıyorum artık haberleri seyretmeye gerçekten...
ilk haberimizle başlıyorum,dün seyrediyorum,cumhuriyet kutlamaları ile ilgili haberleri veriyorlar... Vali Güler, kendisi gibi gülümseyerek ve beğeniyle karşılayacağımız bir sunum yaptırmış.. Pasta var kat kat, pastanın içinden Atatürk çıkıyor! Bunun resmini koyacaktım;fakat bu şekilde bir malzemeyi Ata'mı alet edip,bir de kendi bloguma koymak istemedim...
Ya pastadan ne çıkar? Dansöz çıkar.. Gülüp,eğleneceğimiz biri çıkar... Bunları düşünmüyorlar mı? IQ seviyeleri o kadar düşük mü? hayır değil tabii ki.. Gayet planlı şeyler bunlar..Ne mi oluyor, toplumunun gözünde hafifleştirme,basitleştirme çabaları bunlar.. Yedik mi? Yemedik...
FriendFeed de bir arkadaş söyledi,çok süper söyledi..Şapka devriminde de şapkadan Atatürk çıkmasını bekleyebiliriz...
*Peki bitti mi yürek dağlama haberleri ,biter mi hiç? Hastanede kanser tedavisi gören,solunum cihazına bağlı olarak yaşayan hastanın,hasta yakınları "fişini çekmiş". Yani ben hastane ortamını bildiğim için ,devlet,üniversite,özel hastane hepsinde çalışmışlığım ya da staj yapmışlığım var ortamlarını gayet iyi biliyorum, her yere pataküte girmesine izin verilirse insanların, sadece kendi hastasının değil isteyen dilediğinin "fişini çekebilir".
Biz de önemlidir, refakat etmek,hasta yanında durmak, kimse bir yol,yöntem,adap bilmez, doktorun verdiği diyeti filan dinlemez, ameliyat olmuş daha bağırsak hareketleri başlamamış,su bile içirmiyorlar dersiniz anlamazlar!! Evlerinde özenle kaynakttıkları kemiğin suyuna olan çorbayı , olmaz içemez dersiniz, bunu hakaret kabul eder,üzülür, "çok biliyorlar" derler..
Ben bildiğim halde serum bile değiştirmem, ilacını vermem kendi hastam bile olsa hastanedeysem;çünkü bir problem çıkarsa sorumluluk bende değil oranın hemşire ve doktorundadır..
Çok bilen hastalar , kıvırırlar serum hortumlarını, ne ilacı var serumun içinde belli değil, kısar ilacı, nooldu dersiniz? tuvalete gittik der.. Sıkıldı der..Fenalaştı der... O ilacın hızlı mı gitmesi gerek damardan,yavaş mı gitmesi gerek,bellibir yere gelince bir şey mi eklenecek nooolcak...
Daha neler anlatırım ben size de.. Artık haber falan seyredemiyorum,bunlar bilebildiklerimiz, kimbilir neler oluyor diyorum..
Yine de boyunumuzu bükmemek gerek... değil mi?
Sevgiler...
J.
ilk haberimizle başlıyorum,dün seyrediyorum,cumhuriyet kutlamaları ile ilgili haberleri veriyorlar... Vali Güler, kendisi gibi gülümseyerek ve beğeniyle karşılayacağımız bir sunum yaptırmış.. Pasta var kat kat, pastanın içinden Atatürk çıkıyor! Bunun resmini koyacaktım;fakat bu şekilde bir malzemeyi Ata'mı alet edip,bir de kendi bloguma koymak istemedim...
Ya pastadan ne çıkar? Dansöz çıkar.. Gülüp,eğleneceğimiz biri çıkar... Bunları düşünmüyorlar mı? IQ seviyeleri o kadar düşük mü? hayır değil tabii ki.. Gayet planlı şeyler bunlar..Ne mi oluyor, toplumunun gözünde hafifleştirme,basitleştirme çabaları bunlar.. Yedik mi? Yemedik...
FriendFeed de bir arkadaş söyledi,çok süper söyledi..Şapka devriminde de şapkadan Atatürk çıkmasını bekleyebiliriz...
*Peki bitti mi yürek dağlama haberleri ,biter mi hiç? Hastanede kanser tedavisi gören,solunum cihazına bağlı olarak yaşayan hastanın,hasta yakınları "fişini çekmiş". Yani ben hastane ortamını bildiğim için ,devlet,üniversite,özel hastane hepsinde çalışmışlığım ya da staj yapmışlığım var ortamlarını gayet iyi biliyorum, her yere pataküte girmesine izin verilirse insanların, sadece kendi hastasının değil isteyen dilediğinin "fişini çekebilir".
Biz de önemlidir, refakat etmek,hasta yanında durmak, kimse bir yol,yöntem,adap bilmez, doktorun verdiği diyeti filan dinlemez, ameliyat olmuş daha bağırsak hareketleri başlamamış,su bile içirmiyorlar dersiniz anlamazlar!! Evlerinde özenle kaynakttıkları kemiğin suyuna olan çorbayı , olmaz içemez dersiniz, bunu hakaret kabul eder,üzülür, "çok biliyorlar" derler..
Ben bildiğim halde serum bile değiştirmem, ilacını vermem kendi hastam bile olsa hastanedeysem;çünkü bir problem çıkarsa sorumluluk bende değil oranın hemşire ve doktorundadır..
Çok bilen hastalar , kıvırırlar serum hortumlarını, ne ilacı var serumun içinde belli değil, kısar ilacı, nooldu dersiniz? tuvalete gittik der.. Sıkıldı der..Fenalaştı der... O ilacın hızlı mı gitmesi gerek damardan,yavaş mı gitmesi gerek,bellibir yere gelince bir şey mi eklenecek nooolcak...
Daha neler anlatırım ben size de.. Artık haber falan seyredemiyorum,bunlar bilebildiklerimiz, kimbilir neler oluyor diyorum..
Yine de boyunumuzu bükmemek gerek... değil mi?
Sevgiler...
J.
30 Ekim 2009 Cuma
bunu da gördüm...
Annem 2 gündür kadıncağız,ayakları poposuna vuruyor,hasta olduğum için koşturup duruyor her şeye, kızım şuraya telefon aç ,bir su getirsinler dedi.. Açtım, bir su getirir misinizin cevabı "cuma'dan sonra" oldu ki başka yerden almaya başlamıştık, daha hızlı getiriyorlar diye yine orayı aramıştık.. Kavga edecek halim olmadığı için tamam,dedim kapadım..Annem yeniden açtı telefon, "bu sizin ekmek paranız, nasıl davranıyorsunuz" a cevapları ; "bizden almayın o zaman" ...
evet.. hatta ameliyatı bıraksın doktorlar, öğretmenler öğretmeyi bıraksın ,öğrenciler öğrenmeyi...
Benim bildiğim insana saygı,hizmet herşeyden önce gelir ,inançlarınız bunu söylüyor..
Bu günü de gördük, daha dün hep bekçisi olacağımızı söyledim burdan;ama biz hiç bir şeyin bekçisi olamayacağız bu gidişle...
J.
evet.. hatta ameliyatı bıraksın doktorlar, öğretmenler öğretmeyi bıraksın ,öğrenciler öğrenmeyi...
Benim bildiğim insana saygı,hizmet herşeyden önce gelir ,inançlarınız bunu söylüyor..
Bu günü de gördük, daha dün hep bekçisi olacağımızı söyledim burdan;ama biz hiç bir şeyin bekçisi olamayacağız bu gidişle...
J.
dedi
JuVeNiL
zaman:
12:15
29 Ekim 2009 Perşembe
Atatürk..
bazen sadece insanca yaşamak istediklerinden
o kadar mahrum kaldığını
ve
ne kadar erken
buradan göçüp gittiğini düşünüyorum..
Sen bizi bıraktın ardında,
cumuriyeti kurdun,
her şeyi önceden bildiğin gibi
bugünleri önceden tahmin ederek
bize yol gösterdin..
seni çok özlüyorum,
bize küçükken nasıl öğrettiler seni,
nasıl sevdirdiler ki,
Allah'la beraber oturuyordun hayalimde,
uzakta bir yerde..
Çocuk aklım seni koyabileceği en üst yere koyabilmişti bu şekilde..
Sen kurdun,
biz koruyacağız..
J.
dedi
JuVeNiL
zaman:
15:04
Etiketler:
atatürk,
cumhuriyet
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














