Annem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Annem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2011 Çarşamba

JuVe ile diyaloglardan bir kuple..



*Gecen hafta ateslendim, baya ise gidemedim filan. Annecim gledi, hemen tavuk corbasi filan yapti.. Evimizde salonda gelen herkesin bizden cok kullandigi bir spor aleti var, eliptik ya da step seklinde kullanabiliyorsunuz. 60 yasindaki minnos annem, o sigara icen bunyesiyle cikti ustune, " spor " yapmaya basladi.. Sonra yoruldu.. Evde kimsenin ustune oturmadigi - artik bizde degil zaten- lazboy koltuga - bilmeyenler icin link- oturup dinlenmesini soyledim anneme..

JuVe : Anne yoruldun bak, lazboy'a otur, cek onu dinlen istersen..
JuVe'nin Annesi : - nefes nefese- yok yok , istemiyorum lazi, kurdu.. birak beni, aman...
'bu annemin lazboy koltuk icin olusturdugu yeni bakis acisi'...

*Cesar Millan- kopeklere fisildayan adam- la ilgili bir suru yazi yazdim simdiye  kadar.. Kendisini ve kopekleri cok sevdigimi duzenli okuyucularim bilirler..
Annemle aramizda gecen diyalogu anlatmak istiyorum cok kisa..

JuVe: " anne, ben gittikten sonra da Cesar'i seyretmeye devam ediyor musunuz?  Begeniyor musun? cok tatlilar di mi... vs..

JuVe'nin Annesi : "yok kizim seyretmiyorum artik.. hep ayni sey... gel kucu kucu.. git kucu kucu.."


-kopekleri egiten adamin belgesel programindan ne bekliyorsak:) gel kucu kucu, git kucu kucu annemi tatmin etmiyor demek..-

* Bugun sabah sevgilimle radyoda 'rabarba- mesut sure' yi dinliyorduk yine, Carsamba gunleri bir dinleyecilerini konuk olarak programlarina cikartmaya basladilar..
Konuklari yurt disinda cok bulunan biriymis, nerden geldi laf tam hatirlamiyorum, cocuk "namaste" dedi..
Ardindan sevgilimle aramizdaki diyalogu size aktariyorum:

JuVe: " canim, namaste ne demek biliyor musun? " ( hemen bilgimi satacagim; ama bilgimi satmaktan ziyade , cok hosuma gittigi icin paylasmak var icimde )
PG : " napiyorsun demek.."
JuVe: "yok canim, namaste; icimdeki tanri, icindeki tanriyi selamliyor demek"
PG: " tamam iste, merhaba demek"
JuVe: :SSSS

bu da olaylara bakis acisidir bence.. :)

Icimdeki Tanri icinizdekini selamliyor:)
Gorusuruz

J.

sonradan aklima geldi, yaziyi da bitirmistim.. bu da ekstra hikaye olsun.. bugun esi askere giden arkadasima ' benim de kuzenim nato askeriydi' diyecegime ' benim de kuzenim nasa da askerdi dedim.. hic bozmadim hatta devam ettim.. "marslilarla savastilar bir sure" :)

hadi bay:)

9 Temmuz 2010 Cuma

İstanbul'a..


Eski İstanbul hikayelerini,efsanelerini tarihe meraklı annem anlatır durur, ufaklığımdan beri alır götürür beni müzelere,saraylara..Saatlerce eskicilerde,antikacılarda dolaşıp eşyalara bakıp yaşanmışlıklarını düşünmem de bundandır herhalde, oraların eski kokusunu duyup büyüdüğümden ve hatıraları en çabuk geri getiren kısmın beynin duyduğu kokuyu hafızasına alıp,sizi o kokuyla tekrar buluşunca o günlere götürdüğünden..

Melekler ve Şeytanlar'ı okuduktan sonra, hemen İtalya'ya gitsem,oraları görsem diye geçirmiştim; ama hemen ardından dünyanın en köklü kentlerinden birinde yaşıyorum, keşke biri de buraya ait hikayeleri anlatan bir kitap yazsa diye düşünmüştüm.Düşündüğüm gerçek olmuş,geçenlerde söylemiştim Ahmet Ümit'in "İstanbul Hatırası" adlı yeni romanının çıktığını.
Romanı okurken o kadar utandım ki,anlatamam.3 sene boyunca gelip gittiğim,artık nefretle gidip geldiğimden midir nedir bilemediğim ;ama özrümün ve bahanemin hiç bir şekilde olmayacağı,İstanbul'un en ihtişamlı yerlerine başka gözle neden bakıp,incelemediğimin utancıydı bu.Daha 2 gün evvel boğazkesende fotoğraf çekerken de, bilmediğim binlerce sokağın var diye içimden geçirmiş,soluklanmak için bir çay içerken bilmediğim bir efsanesini,bir hikayesini daha dinlerken "hayat sokaklarda" diye düşünmüştüm.

Kitaptan mı bahsetsem biraz, ben artık bu kitapları katili bulmak için okumuyorum sevgili okuyucum, övünmek için de söylemiyorum, senelerdir okuya okuya mı diyeyim, artık kitapların yazarlarına aşina olduğumdan mıdır, daha ilk karşılaşmamda anladım katili.. Katil bahaneydi zaten,bu kitap Ahmet Ümit'ten bize bir İstanbul hatırası...

Bazılarını annemden duyduğum, bazılarını yeni öğrendiğim, bazılarını yarım yamalak bildiğim, her gün tramvayla önünden geçerken baktığım yerlerin bilmediğim hikayelerini öğretti,daha bilmediklerimi öğrenmem,fotoğraf makinasını boynuma atıp gitmem için itti beni kitap,tabii beni ne kadar utandırdığını bir kez daha vurgulamama gerek yok herhalde.

Tarihi sevmiyorum;tarihin içindeki güzel hikayeleri seviyorum ben.Bilemiyorum,bilemedim,çok isterdim bilmeyi,bir çırpıda padişahlarımızı saymayı kronolojik sırayla, kim kimin oğluydu ,nolmuştu diye.. Ama tutamıyorum aklımda..
Daha güzeli hepsi birbirinin aynı anlatılan "heybetiyle göründü padişahımız,tez kesti kelleleri,bozguna uğrattık hepsini,şanlı osmanlı ! dadandık viyana kapılarına hoy hoy da goy goy" dan başka hikayeleri dinlemek benim için..
İstanbul'un altından geçen dehlizlerin hikayeleri,birbirlerine aşkını itiraf edemeyenlerin ya da siyasi bir mesajı kelle koltukta bir yaşam sürdürkleri için direk olarak söyleyemeyip de da vinci'nin şifresi kadar karışık olmasa da , şifrelenmiş anıtlarla,binalarla,şiirlerle birbirlerine anlattıkları, bazıları ürkütücü,bazıları merak uyandırıcı bazıları inanmasak da dinlemesi bile keyifli hikayelerini bilmek daha güzel bence!

 Hiç bilmeden üstünde yaşayıp,vazgeçemediğimiz bu şehri tanımak için bir turist gibi çıkmalı yola,
 burdan italyaya gitmişiz gibi hevesle dolaşmalıyız yollarında..

J.

26 Ocak 2010 Salı

Annem babam sanki hiç çocuk olmadı...


Size de öyle geliyor mu bilmem,sanki annem babam hep böyleydiler,hiç bebek olmadılar,hiç çocuklukları yoktu..
Hep büyüktüler,böyle geldiler dünyaya..

Eski resimleri karıştırıyorduk,bunlar çıktı meydana..

Bu resimler annemin bebekliğine,çocukluğuna ait, o bilmiş mavi gözlerin bakışı hiç değişmedi,o gün neyse bugün de o..
Aile hikayeleri çok değişiktir,hele annemin tarafını yazsak sanıyorum 10 ciltlik bir ansiklopediye yakın hikaye çıkabilir,böyle ilginç hikayelere sahip aileler bir değişik oluyor,hikayeleri yıllar sonra dinlemek zevkli olsa da,o an yaşananlar eminim çok zor geliyordur.
İyi,kötü,komik,saf,eğlenceli bir ton hikaye..

Annemin babaannesi göremeyeceğini düşünüp anneme çocukken gelinlik giydirip resim çektirmiş:)

Ama gördü,hatta torunlarını bile gördü..
Çok eğlenceli bir kadındı.. Hiç oturmazdı,hiç yorulmak bilmezdi,ben 80 üstü zamanlarına rast geldiysem de, düşüp kalçasını kırdığı zaman dışında hiç oturduğunu hatırlamıyorum..



Zaman akıp gidiyor,ardımızda kıvrıla büküle kalan resimler..

Benim de eskiyecek böyle resimlerim,benim de çocuğum hiç ben çocuk olmamışım gibi hissedecek..

Seroşun minik kızı J.

29 Ekim 2009 Perşembe

Hasta JuVe...



Hiç bir şeyim yoktu,
pazartesi günü başlayacak sınavlarımın verdiği psikolojik baskıdan başka..
Evelsi sene benetton dan bir şemsiye aldım,
dedim ki ,
bir kere vereyim para düzgün bir şemsiye alayım,
elimde bir şey taşımaktan nefret ettiğim için
çantama sığacak bir şemsiye aldım..
Sonra ilk kullanımda
eve geldim bir baktım ertesi gün paslanmış her yeri..
Geri götürdüm,değiştirilmesini
ya da bana paramı iade etmelerini söyledim..
Bana 3 haftalık incelemeden sonra
"kullanım hatası" olduğunu bildirir bir mektup gönderdiler.
Telefon açtım,
dedim nası kullanmam gerekiyor?
gerçek sözlük anlamında
şems=güneş demek
güneşten korunmak için yapılmış,
böyle mi kullanacaktım..
2 kere daha incelemeye gitti,aradan filmlerde ki gibi yapraklar döküldü,
mevsimler değişti..
Bana yeni bir şemsiye verdiler..
Ne mi oldu? Aynısı...
Gittim 5 liraya uyduruk bir şemsiye aldım,
1 senedir onu kullanıyordum...
düne kadar..
Paralandı dün, kadıköye geçerken ,
attım ve anneme telefo açtım,
kadıköye buluşmaya gelirken şemsiye getirir misin diye,
o da kapşonum var diye düşünüp,
getirmemiş..
Islandım ve akşam ateşlendim,
belimde tarif edemediğim ağrılar oluştu,
nereme dokunsanız oram ağrıyor,
bir de ateşlenince çok sinirlerim bozuluyor
oturdum ağladım..
Şimdi ateşim yok;
ama
hala süper bir ağrı var belimde,
çalışmam gereken de bir sürü sınav..
cumartesi günü de formasyon derslerim var...
he bu arada bu benetton-segue mağazasından yediğim son kazık değildi,
anneme geçen anneler gününde deri-kot bütük bir çanta aldım,
kadıncağızın bütün beyaz giysileri
lacivert oldu..
Götürdüm..Renk veriyor bu dedim ,
başka bir ürünle değiştirmek istiyorum
ya da
paramı verin..
Gene 3 hafta inceleme...
sonuç: kullanım hatası

Daha içinde bulundğum ağrılarla bir şey diyemeyeceğim,
siz gerisinin yorumunu getirin...
J.

18 Temmuz 2009 Cumartesi

Anne torpili..





























Annemin daha önce Leman Kültür'de sergi açtığından ve karikatürleri yağlı boya ile cam üzerine çalıştığından bahsetmiştim.. Anneme bir şeyi yapma isteği geldi mi ne temizlik yapası gelir,ne yemek,ne bulaşık..Sadece yapmak istediği şeye odaklanır ve aniden sıtkı sıyrılır,her şey toplanır "bir daha başka bir zaman -hiç bir zaman- yapılmak üzere" balkon ya da küçük tuvallete ki arşivimizde yerini alır...Bu resimlerde bir süre bir sürü yapıldı.. Evimizin her yerinde bu karikatürlerden var:) -sanki az karikatür bir aileymişiz gibi.. şimdi yeni bir tutkusu var onu da yakında paylaşacağım;ama bu resimlerden bir kaçını paylaşmak istedim..
not:Resimleri büyütmek, daha kaliteli görmek için üzerlerine 1 "tık"...

9 Temmuz 2009 Perşembe

Sıcak,Annem ve ben...


Cehennem sıcaklarını yaşadığımız şu günlerde, yaşlı anneme babama diyorum ki dışarı çıkmayın, o kedi gibi evde oturup dışarı çıkmayan annem ne zaman tepemize kadar kar yağsa ya da beynimize güneş geçse , annemin o gün gezilecek bir sergisi, kitap bakması,alışveriş yapması, arkadaşına gitmesi gelir... Babamı hiç sölemiyorum zaten,evliya çelebi gibidir, istanbulu sokak sokak bilir,kendisine aramızda "google earth hayro" diyoruz...

Beni sorarsanız zorunlu olmadıkça güneşte kesinlikle çıkmam;ama akşam olunca o serinlikte modada,boş kadıköy sokaklarında yürümeyi çok severim..

Ben bu sıcak günlerde daha önce söylediğim gibi puzzle yaparak,kitap okuyarak,bilgisayarda oyun oynayarak geçirmekteyim..

Annemin dün gezesi gelmişti,içeri gidip hazırlandıktan sonra gördüğümüzde abimle ikimiz çok güldük.. Şekilde gördüğünüz gibi annem gezmeye değil safariye gidiyor adeta.. Bir tüfeği eksik..

Efendim diyeceğim şudur ki;bu sıcaklarda dışarda sebze yemeyin, bağırsak enfeksiyonları en çok sıcakta görülür mikroplar çabuk ürediği için,bol sıvı tüketin, maden suyu alın ki vücut kaybettiği minerali geri alabilsin..
Related Posts with Thumbnails