Eski İstanbul hikayelerini,efsanelerini tarihe meraklı annem anlatır durur, ufaklığımdan beri alır götürür beni müzelere,saraylara..Saatlerce eskicilerde,antikacılarda dolaşıp eşyalara bakıp yaşanmışlıklarını düşünmem de bundandır herhalde, oraların eski kokusunu duyup büyüdüğümden ve hatıraları en çabuk geri getiren kısmın beynin duyduğu kokuyu hafızasına alıp,sizi o kokuyla tekrar buluşunca o günlere götürdüğünden..
Melekler ve Şeytanlar'ı okuduktan sonra, hemen İtalya'ya gitsem,oraları görsem diye geçirmiştim; ama hemen ardından dünyanın en köklü kentlerinden birinde yaşıyorum, keşke biri de buraya ait hikayeleri anlatan bir kitap yazsa diye düşünmüştüm.Düşündüğüm gerçek olmuş,geçenlerde söylemiştim Ahmet Ümit'in "İstanbul Hatırası" adlı yeni romanının çıktığını.
Romanı okurken o kadar utandım ki,anlatamam.3 sene boyunca gelip gittiğim,artık nefretle gidip geldiğimden midir nedir bilemediğim ;ama özrümün ve bahanemin hiç bir şekilde olmayacağı,İstanbul'un en ihtişamlı yerlerine başka gözle neden bakıp,incelemediğimin utancıydı bu.Daha 2 gün evvel boğazkesende fotoğraf çekerken de, bilmediğim binlerce sokağın var diye içimden geçirmiş,soluklanmak için bir çay içerken bilmediğim bir efsanesini,bir hikayesini daha dinlerken "hayat sokaklarda" diye düşünmüştüm.
Kitaptan mı bahsetsem biraz, ben artık bu kitapları katili bulmak için okumuyorum sevgili okuyucum, övünmek için de söylemiyorum, senelerdir okuya okuya mı diyeyim, artık kitapların yazarlarına aşina olduğumdan mıdır, daha ilk karşılaşmamda anladım katili.. Katil bahaneydi zaten,bu kitap Ahmet Ümit'ten bize bir İstanbul hatırası...
Bazılarını annemden duyduğum, bazılarını yeni öğrendiğim, bazılarını yarım yamalak bildiğim, her gün tramvayla önünden geçerken baktığım yerlerin bilmediğim hikayelerini öğretti,daha bilmediklerimi öğrenmem,fotoğraf makinasını boynuma atıp gitmem için itti beni kitap,tabii beni ne kadar utandırdığını bir kez daha vurgulamama gerek yok herhalde.
Tarihi sevmiyorum;tarihin içindeki güzel hikayeleri seviyorum ben.Bilemiyorum,bilemedim,çok isterdim bilmeyi,bir çırpıda padişahlarımızı saymayı kronolojik sırayla, kim kimin oğluydu ,nolmuştu diye.. Ama tutamıyorum aklımda..
Daha güzeli hepsi birbirinin aynı anlatılan "heybetiyle göründü padişahımız,tez kesti kelleleri,bozguna uğrattık hepsini,şanlı osmanlı ! dadandık viyana kapılarına hoy hoy da goy goy" dan başka hikayeleri dinlemek benim için..
İstanbul'un altından geçen dehlizlerin hikayeleri,birbirlerine aşkını itiraf edemeyenlerin ya da siyasi bir mesajı kelle koltukta bir yaşam sürdürkleri için direk olarak söyleyemeyip de da vinci'nin şifresi kadar karışık olmasa da , şifrelenmiş anıtlarla,binalarla,şiirlerle birbirlerine anlattıkları, bazıları ürkütücü,bazıları merak uyandırıcı bazıları inanmasak da dinlemesi bile keyifli hikayelerini bilmek daha güzel bence!
Hiç bilmeden üstünde yaşayıp,vazgeçemediğimiz bu şehri tanımak için bir turist gibi çıkmalı yola,
burdan italyaya gitmişiz gibi hevesle dolaşmalıyız yollarında..
J.



