aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Şubat 2011 Salı

mutlu 30:)


Çok keyfimiz yoktu aslında, sana küçücük bir süpriz hazırlayabilmiştim bu kadar sıkıntılı zamanlarda..
İlk kutladığımız doğumgünündü, hastalıkların arasında..
Yüzünü güldürmek istedim, seni şaşırtmak..

Sen de çok şaşırdın zaten:)
Bize ait ne varsa, sevdiğin ne varsa onlardan oluşan bir kurabik aldım sana ..
3'lerle başlayan yeni yaşlar var önümüzde, ben daha 2 liklerdeyim, küçük bir goldiyim, bunu biliyorsun:)
Seni çok seviyorum..
J.

Özel teşekkür "mutlu dükkan"

5 Şubat 2011 Cumartesi

"bu araba uçar mı baba?"


Bir çocuğun hayal dünyasını ne kadar serbest bırakırsanız, ne kadar yıkmazsanız, ne kadar hoş tutarsanız, o çocuk büyüyünce mutlu olmayı, o içinde öldürmediğiniz çocukluğuyla bulur bence..
Bir büyük çocuğun, küçüklük notu benden size:

"Küçüktüm, babamla arabada giderken, babama sordum : camdan kolumu böööyle uzatsam, bu araba uçar mı baba?
- burda babanın verdiği cevabı okumadan bir sn düşünmenizi istiyorum, siz ne cevap verirdiniz diye...-


baba:"ben de kolumu bu taraftan çıkarırsam uçar!"..."

Sevgiler..
J.

30 Ocak 2011 Pazar

"uzgun yazi"

aslinda cok guleceginiz bir yazi yazacaktim, ilk ucak deneyimimi, oncesini, sonrasini.. Oldukca da egleneceginizi biliyordum aslinda..-ilerde yazarim sanirim gene,kotu gunler uzkata kalinca-
Ama gittigimiz ufak capli aile ziyaretinden, ayni gun geri donmek zorunda kaldik..
 Abim kaptan, eski okurlarim bilir, italya'da bir kaza gecirmis, sesi cok kotuydu telefonda.. carsamba ya da persembe geri gelecek, simdi hastanede.. eliniz, kolunuz bagi oturmak, caninizdan bir parcanin sizden cok uzakta cektigi korku ve aciyi paylas-a-mamak cok kotu:(
Iyi dileklerinizin hepsi onunla olsun lutfen.. seni cok seviyorum canim buyakcim..

J.

5 Ocak 2011 Çarşamba

JuVe ile diyaloglardan bir kuple..



*Gecen hafta ateslendim, baya ise gidemedim filan. Annecim gledi, hemen tavuk corbasi filan yapti.. Evimizde salonda gelen herkesin bizden cok kullandigi bir spor aleti var, eliptik ya da step seklinde kullanabiliyorsunuz. 60 yasindaki minnos annem, o sigara icen bunyesiyle cikti ustune, " spor " yapmaya basladi.. Sonra yoruldu.. Evde kimsenin ustune oturmadigi - artik bizde degil zaten- lazboy koltuga - bilmeyenler icin link- oturup dinlenmesini soyledim anneme..

JuVe : Anne yoruldun bak, lazboy'a otur, cek onu dinlen istersen..
JuVe'nin Annesi : - nefes nefese- yok yok , istemiyorum lazi, kurdu.. birak beni, aman...
'bu annemin lazboy koltuk icin olusturdugu yeni bakis acisi'...

*Cesar Millan- kopeklere fisildayan adam- la ilgili bir suru yazi yazdim simdiye  kadar.. Kendisini ve kopekleri cok sevdigimi duzenli okuyucularim bilirler..
Annemle aramizda gecen diyalogu anlatmak istiyorum cok kisa..

JuVe: " anne, ben gittikten sonra da Cesar'i seyretmeye devam ediyor musunuz?  Begeniyor musun? cok tatlilar di mi... vs..

JuVe'nin Annesi : "yok kizim seyretmiyorum artik.. hep ayni sey... gel kucu kucu.. git kucu kucu.."


-kopekleri egiten adamin belgesel programindan ne bekliyorsak:) gel kucu kucu, git kucu kucu annemi tatmin etmiyor demek..-

* Bugun sabah sevgilimle radyoda 'rabarba- mesut sure' yi dinliyorduk yine, Carsamba gunleri bir dinleyecilerini konuk olarak programlarina cikartmaya basladilar..
Konuklari yurt disinda cok bulunan biriymis, nerden geldi laf tam hatirlamiyorum, cocuk "namaste" dedi..
Ardindan sevgilimle aramizdaki diyalogu size aktariyorum:

JuVe: " canim, namaste ne demek biliyor musun? " ( hemen bilgimi satacagim; ama bilgimi satmaktan ziyade , cok hosuma gittigi icin paylasmak var icimde )
PG : " napiyorsun demek.."
JuVe: "yok canim, namaste; icimdeki tanri, icindeki tanriyi selamliyor demek"
PG: " tamam iste, merhaba demek"
JuVe: :SSSS

bu da olaylara bakis acisidir bence.. :)

Icimdeki Tanri icinizdekini selamliyor:)
Gorusuruz

J.

sonradan aklima geldi, yaziyi da bitirmistim.. bu da ekstra hikaye olsun.. bugun esi askere giden arkadasima ' benim de kuzenim nato askeriydi' diyecegime ' benim de kuzenim nasa da askerdi dedim.. hic bozmadim hatta devam ettim.. "marslilarla savastilar bir sure" :)

hadi bay:)

31 Aralık 2010 Cuma

MMXI


"hayattan, hayallerinden, istediğinden bahset.. 
düşünden, düşündüklerinden hepsi olmuş farzet!".. 

J.

19 Eylül 2010 Pazar

Pazar günü hikayeleri

Pazar günü aile günüdür,çocukluğumu hatırlatan gündür bana..Sabahları kalkıp aile filmlerinin,"alf"in seyredildiği, kahvaltı edildiği, hani klasik 80'lerin sonunda 90'ların başında çocuk olma durumuna göre,yıkanıp paklanıp, parliament gece klübünün jeneriğinin sesiyle beraber,film aklınızda kalarak,tıpış tıpış odanıza gidip "uyu" komutunun geldiği gündür..

Bir kaç komik çocukluk anısı anlatmak istedim size bu pazar günü,gününüz neşe olsun diye.

Annemin biz çocukken dışarıdan bir şey yememizi istemezdi;ama çocukluk işte, o zaman site çocuğu olmadığım için, sokakta seksek oynayıp,ip atladığımız,parka gittiğimiz, ayı oynatan amcaların ve seyyar dönme dolap salıncağın sokağımıza geldiği zamanlardı..Daha da güzeli atının arkasında taze sebze meyve satan amcamız vardı "onlik amca".. Atıyla beraber gezip,sebze satan başka birini görmedim şimdiye dek,kafasında hasır şapkasıyla..Keşke resmi olsaydı da gösterebilseydim size.

Neyse.. Mısır isterdi canım,ben de diğer çocuklarla beraber yemek isterdim..
Annemden dışarıdan yememem için cevabı söylüyorum size: "Adam onun içinde akşam donlarını kaynatıyor, gündüz de mısırları kaynatıp satıyor. Ben pazardan alır yaparım!"



Artık büyüdüm;ama şimdi de aldığım onca mikrobiyoloji dersi,parazit dersi,şudur budur;ama en önemlisi annemin çocukluğumdan altbeynime işlemiş sözleri dolayısıyla yiyemiyorum sokakta mısır:)
Herhangi birinizin annesinin,anneannesinin,babaannesini varsa böyle sözleri,paylaşın lütfen..

Bir diğer anım da şu..
Abimle aramızda 11 yaş fark olduğundan, pek beni yanında dolandırmak istemezdi, her akşam koruya basketbol oynamaya giderdi, ben de isterdim onunla gitmek,o da ben gelmiyeyim diye, her gün rutin öğle uykusunda "bak ben de uyuyorum" diye yatardı - ben uyurken kaçacak ya - ..
Annem beni kendi yatak odalarında yatırırdı, abim de bizim odamızda yatardı ve bir oyun başlatırdı.. Bir çekişte en fazla kaç "kaş" çekeceksin, bir çekişte en çok kaç "saç" çekeceksin oyunu..
Abimi geçmek var ya işin sonunda,çeker çeker durur,bir odadan öbürüne çekip tek tek saydığım saç ve kaşlarımın adedini söylerdim,bir gün bu kaç,saç çekme oyunu bitip,ben uyuyup uyandığımda annemin "kaşına noldu!" diye bağrınmasına kadar.. Bir kaşım neredeyse hiç kalmamıştı çünkü! Abim, gerçekten saçımı ve kaşımı çektiğimi düşünmüyormuş, son oldu tabii ..
Diyeceğim odur ki, çocuktur,anlar,yemez diye düşünüp de,olmadık oyunlar türetmeyin..

J.

24 Ağustos 2010 Salı

Abimden iş görüşmesi tavsiyeleri..


İş başvurusu yapıyorum,pek geri dönen olmuyor iyi bir cv'ye sahip olmama rağmen her nedense.. 
2 haftadır görüşmelerine gittiğim,çalışmak istediğim bir firma var, hala sonuç beklediğimden, abim arada soruyor naptın diye ve tavsiyelerde bulunuyor. 

*Nip/Tuck ın bütün sezonlarını seyrettim de. 


*House u da ezbere biliyorum de. 


*"Kayalık dağlar benekli humması"nı bildiğini unutma. 
(kayalık dağlar benekli humması diye bir hastalık hakikaten varmış, abim kaptan ya,gemide elinde antibiyotik,hangi hastalıklarda kulanılması gerektiğini okurken "kayalık dağlar benekli humması" nı görmüş ve bu isme çok gülmüş-gülünmeyecek gibi değil- ben uydurduğunu sandım,sonra house'u seyrederken gördüğümde kulaklarıma ve de gözlerime inanamadım:) -)
*Edirne lehçesine hakim olduğunu ekle.
-"Call of Duty" oyununun  yürekten izleyicisiyim de. 


Evet, bu işle ilgili 3 mülakat yaptım, açıkçası artık anlatacak başka bir şeyim kalmadı.
Bir daha ki görüşmede bunları anlatabilirim,bir zarar görmüyorum..


                                             En sonunda bunun gibi bir mülakatla karşılacağım galiba:)

Bakalım,kısmet,hayırlısı... bıdı bıdı.


Görüşürüz..

J.

6 Ağustos 2010 Cuma

"Baba-oğul-kutsal ruh"




Baba-oğul kısmına geçmeden önce, baba-çocuk kısmından,kendimden bahsetmek istedim, "babam" dan.. 
Şimdi ki çocuklarla babaları arasındaki gibi sıkı bir ilişkimiz olmadı babamla hiç şimdiye kadar; belki babamla aramızda çok yaş farkı olduğundan, belki onun yetiştirilişinden ,bilmem.. Belki de sevgisini gösterişinin farklılığından.. 
Hiç bir zaman karşı çıkmadı babam bana, şehir dışında okumaya karar verdiğim zaman dışında, sonra kabullendi, kararlılığımı ve planlarımı dinleyince ve kayıt yaptırmaya,kalacağım yeri seçmeye beraber gittik.. "
"Ben gidebilir miyim" demedim belli bir zamandan sonra, çok soru soran izin alan biri olmadım, sesini çıkarmadı, sadece "nereye" dedi.. 
Aldığım kararları sorgulamadı, her zaman destek oldu, kendince ve olabildiğince.. 
Hala kafa kafaya toslaşabiliriz,birbirimizi gıdıklayabiliriz,birden parlayıp 5 dakika sonra gülebiliriz,bir aslan ve bir boğanın inatçılığıla hala hareket edebiliyor olabiliriz, aslında "hala" değil, artık.. Yaşlandıkça başkalaştı.. 
Beraber parka gidip kaydıraktan kaydırdığı günlerle bu yaşlarım arasında bir boşluk var, belki anneye döndüğünden kızlar.. 
Bilmiyorum.. 

Babalarla oğullarının farklıdır ya aralarındaki ilişki.. Aslında ergenliğe kadar galiba bu süre.. 
O "anne-babayı" beğenmeme sendromununun geçmesine kadar. Sonra üniversite,kızlar,partiler,ayrı evler.. Derken kopuyor yavaş yavaş paylaşılanlar...

Nereden mi geldi aklıma, böyle yazılar "babalar günü" içindir değil mi genelde, bize kakalanmış o "önemli" günler adı altındaki safsataların altında yazılır.
Yok, bir kitap okudum, ondan yazdım.. 



Yazarın ergenlik çağındaki oğluyla gerçek hikayesi.. Oğlunun lisede notları düşüşe geçer, bunun sonucu oğluyla bir anlaşmaya varır yazar, oğlu okulu bırakabilir,bütün gün uyuyabilir,çalışmasına ya da kira ödemesine gerek yoktur;ama karşılığında haftada babasının seçtiği 3 filmi seyretmesi gerekmektedir.
Şu linkte ayrıntılarını bulacağınız üzere, benim de kitabı okumamdaki sebep içinde geçen filmlerle ilgili yorumlardı;ama bundan öte baba-oğul iletişimi,ergen problemleri, geçim sıkıntısı, bir ebeveyn olarak çocuğunuzun hayatına yön verme sorumluluğu,çocuğuyla bir çok konuyu hatta bazen onu rahatsız edecek konuları bile konuşması,cevap vermesi, yanlış yaptığında özür dilemesi,problemlere çözüm bulması.. Bunlar beni etkiledi, bir kez daha ebeveyn olmakla ilgili düşündürdü.. 
Kitapta geçişler biraz kopuk da olsa ,yazım hataları,çeviri saçmalıkları da olsa 2 günde pırt diye bittiğinden,merak ettiyseniz alın derim.. 
Kitabın adını ve yazarını verelim açık; "David Gilmouri -Film Klübü"

Beni etkileyen bir kaç  diyalog kitaptan; 

"- Oğul : "Lowry'yi okumak için yaşım çok mu küçük sence" 
Zor soruydu.Hayatının bu döneminde ,o kitabı en fazla 20 sayfa okuyabileceğini biliyordum.
 -Baba: "Ondan önce başka kitapları okuman gerek"
-Oğul: "Hangilerini?"
-Baba: "Üniversiteye bu yüzden gidilir"
-Oğul:"Üniversiteye gitmeden okuyamaz mıyım?"
-Baba:"Okuyabilirsin;ama insanlar okumazlar.Bazı kitaplar ancak zorla okutulur.Resmi eğitimin güzel tarafı budur.Normalde uğraşmayacağın bir sürü şeyi okumanı sağlar."
-Oğul:"Bu iyi bir şey mi peki?"
-Baba:"Sonuçta evet"   "

 Bizim üniversite anlayışımızdan çoğunlukla uzak olsa da,üniversite eğitimini çok güzel özetlemiş bir cümle bence.. 

"Baba ve oğlu aşk acısı üzerine konuşmaktadır,unutamadığı kız arkadaşı üzerine; 
-Baba: "Sigarayı bırakmak gibidir, bir ay geçer sarhoş olursun..Bir iki taneden ne olacak dersin.İkinci sigaranın yarısında niye bıraktığını hatırlarsın.Ama artık tekrar başlamışsındır.Böylece on bin civarında sigara içtikten sonra aynen o ilk sigarayı yakmadan önceki noktaya geri dönersin.. 
-Oğul: "Ben sigarayı da bırakamam ki baba".. "


İyi okumalar.. 

Foto kaynak

J. 






21 Nisan 2010 Çarşamba

Bir kaptanın seyir defteri..



Bu yazı abim için...

  bu şarkı da onun için...

Abim kaptandır benim, uzak yol gemi kaptanı, uzun zamandır evde bizimle birlikteydi, uzun zamandır bu kadar çok beraber olmamıştık..
Ehliyetini yükseltmek için sınavlara girdi, beraber saatlerce dövüş kakış ingilizce çalıştık, bitti oturdum konuları yetişsin diye fener,dalga bilmem ne soruları çalıştım,anlattım..
Küçük kız kardeşi nişanlandı..
Uzun bir süre de konuşmadık,tartıştık.. Tartışmasak olmaz zaten..

Çabucak gidip gelecek, yine yeni hikayelerle dönecek, ne anlattığını gülmekten anlayamacağım dönünce, sonra çözümleyeceğiz yine ve yine o gördüğü binbir memleketten sadece çikolata,şarap ve bilimum lüzumsuz bibloyla geri dönecek:)


Çabucak git ve gel.. 
Seni seviyorum.. 


J.

18 Mart 2010 Perşembe

İstisnasız her gün..

Akşam saatleri... (haftanın 7 günü okula gidiyorum,bilemeyen yok... )

Abim: "Yarın okul var m?" 
Ben: Her gün bu soruyo soracak mısın? 

5dk sonra.. 
Annem:"Yarın okul var mı?"
Ben: Babam da sorsun,basın açıklaması yapicim.. 

5-10 dk içinde.. 

Babam: Yarın okul var mı?

Ben : .....:S.... 


Her gün tam gün okuldayım... 

Sabah saatleri,yine hepsi teker teker :"Kaçta bitiyor? Erken mi geleceksin? Bugün gitmesen olmaz mı? 

Bu sırada hem cevap vereyim, hem telefonum unutmim,minibüse bozuk para çıkarayım,ayakkabılarımı sileyim,pasomu unutmim,çabuk çıkacak yerlerime koyim, onu oraya koymim çalmasınlar derdinde ki ben bir şeylerimi unutuyorum her defasında.. 

Eve döndüğümde.. 

Annem: "Yemek yedin mi" 
Ben : Evet,şimdi yemicem, 
Annem : Niye? 

burdaki niye sorusu işte insana hayatı sorgulatıyor.. 

Ardından babam "neden yemek yemiyorsun?""" 
Ben : oohhşşşssss

heee bi de öyle giyinip çıkmak yok bizim evde... 

"o kazak ince, o incecik şeyle mi çıkıyorsun,ateşlen gel o zaman soriciğim, o ayakkabılarının tabanı ince, o montu giyme şunu  giy"... 

Oyyyyyyyyyy......


İstisnasız,her gün... 


J.

25 Şubat 2010 Perşembe

Karma'm


Efendim haftanın 7 günü okul ve boş olduğum zaman öğretmenlik stajı-ne zaman boşum bilmiyorum;yaratacağım,yaratmak zorundayım- dolayısı ile artık çok fazla zamanım yok blogla ilgilenecek, yine de zaman buldukça yazacağım,olay şu ki dün tam yazayım diye fırsat bulmuştum ki,blogum sapıtmıştı..
Bloggerlar saolsun,sonra hallettim sorunu;ama ben benden geçmiştim,yazamadım..Sabah dersimin iptal olmasıyla işte karşınızdayım..!

Cumartesi günü komşumuz Fikret Sevinç'in resim sergisi açılışı vardı kadıköy belediyesi sergi salonunda, olay tanıdıklarıma dönünce ,şevklerini,emeklerini burnunuzun dibinde görünce olumsuz bir eleştiri gelmiyor aklıma..

Soyut ve somut resimleriyle ve herkesin bildiği önemli resimler ve ressamları kendi gözünden yorumlamasıyla keyifli bir sergi günü geçirdi bize.. 
Size en beğendiklerimi göstermek istiyorum!




Bu serginin en beğendiğim resmiydi..




                                       Bu en huzur verici olanlardan biri..






Bu ikisinin yorumu bakana göre değişse de,
bana göre kalabalığın içinde ne kadar kaybolduğumuzu,ne kadar kör olduğumuzu gösteriyor çoğu zaman.. 




Bu resim beni hayallerime götürdü, 
hamak,ağaçlar,deniz ve güzel bir akşamüstü.. 




Ve sizi tanıdığınız simalarla başbaşa bırakayım şimdi de.. 







Ben çok geç kaldım sergi haberi için,
yine de gitmek isterseniz yarın son gün!

Sevgiler.. 
J.

Not: Lütfen emeğe saygı, yukarıda paylaştığım resimlerin tüm fikir ve sanat hakları Fikret Sevinç'e aittir. 
İzin almadan kullanıldığında, kullanan kişi ve/veya kişiler hakkında hukuki işlem yapılacaktır!

30 Temmuz 2009 Perşembe

My little lovely "Captain"


Dişibir kişilikseniz ve abinizle aranızda çok yaş farkı varsa,2 tane babanız var demektir..Hele ki benim ki gibi "ben senin altını da değiştirdim,yıkadımda,yedirdimde,etimden,sütümden faydalandırdım bır bır bır,dır dır dır" diyen bir abiniz varsa muhtemelen babadan da ötedir..

Hiç anlaşamasak da,kendisi huysuzun önde gideni olsa da.. Abi işte:D

Abim artık kocaman ötesi oldu,-laf aramızda yaşlanıyor-... Bugün onun doğum günü.. Onu çok seviyorum,tüm huysuzluğuna,inatçılığına,bağrışmalarımıza rağmen...

Bir kardeşi olması insanın güzel bir şey...

Bazen kareş olduğumuza inanamasam da:D

Doğumgünün kutlu olsun "captain" cım...
Related Posts with Thumbnails