Nerde tuhaf olay,dialog,monolog,bilimum log varsa beni buluyor.
Her bayan genç görünmek ister değil mi, işin sırrı sigara içmemekte onu söyliyeyim de baştan...
Ben bıktım genç görünmekten,22 yaşındayım,sevgilimle sinemaya gidiyoruz,sinemada 16 yaş sınırı var, benim boyum da kazık kadar bu arada onu da belirteyim.. Çoluk çocuk herkes girdi filme,biz bilet alıyoruz, bilet kesen hanım -küçük hanımın kimliğini görebilir miyim? , ben de arkama filan baktım,bir çocuk mu var,bizimle beraber mi sandılar acaba diye, hayır bankoda bizden başka kimse yok.. Tekrar döndüm, aynı soru, küçük hanımınkimliğini görebilir miyim acabaaa? Benmişim küçük hanım..
Geçenlerde bir tanıdığım evleneceğim zaman saçlarımı yaptıracağım yerle ilgili istersen benim kuaförüme götüreyim seni dedi, tamam dedim gidelim bir konuşalım,tanışalım.
Gittik.. şu anda 27 yaşındayım bu arada.. Beni tanıştırdı kuaförüyle," bahsetmiştim sana evlenecek arkadaşım,bir bak,napabiliriz" filan diye anlatıyor tanıdığım, kuaför beni sallamıyor. Duvağın nasıldı JuVe? filan diye soruyor arkadaşım, ben tarif ediyorum, kuaför "ha siz ciddisiniz, ben şaka yapıyorsunuz sandım".. Evet, şaka yapmak için bilmediğim kuaförlere giderim ben sıcakta,en büyük hobim.. Ardından kuaförün makyöz karısı "sen kaç yaşındasıın kiieee" dedi. Yani küçük olunca,ya da sakin durunca böyle senli,benli ,hoppala guppala konuşma hakkına sahip olabiliyorsunuz..
Evlilikle ilgili bilimum işlemler arasında ,doktor raporu alıyorsunuz uyduruktan -sadece bel soğukluğu testi yaptılar sanki en bulaşıcı hastalık ya da en tehlikeli hastalık oymuş gibi- sonra bu uyduruk testin sonucu alıp, belediye doktoruna onaylatıyorsunuz.Belediye doktoru sevgilimle beni gördü, "siz akraba mısınız" dedi,
bir kardeş demediğiniz eksikti o da oldu dedim şu salak konuşmalarınızda, "hayır,neden sordunuz" dedim;çünkü birbirimize de benzemiyoruz.. "ikinizin de gözleri renkli de ondan,nasıl buldunuz birbirinizi" dedi. Doktor ha bunu diyen! "oldu o zaman" diyerek ayrıldık ordan..
Sonra bu evraklarla belediyeye gün almaya gittik,sıramızı bekliyoruz,gelin ve damata yaptıkları işler soruluyor tek tek, bazı soruların yanında.. Bana mesleğimi sorma ihtiyacı duymadı görevli, ya kaçıyorum ya okuyorum ikisinden biri herhalde kendi kafasına göre, "okuyor musunuz?" dedi. Artık sallamadım, he okuyorum dedim.
Daha da yorumu size bırakıyorum..
Foto kaynak
J.
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Temmuz 2010 Perşembe
13 Nisan 2010 Salı
Değişik insan tipleri vol 1.
Değişik insan tipleri var a dostlar! Ben paylaşayım, siz de bana paylaşın.. Çözümleyelim bu ilginç türleri..
Dostlar alışverişte görsün insanları;
bu tipler,elinde böyle afili alışveriş dükkanlarının poşetlerini taşıyınca, bir şey oldum sanıyorlar.. Yürüyüşleri değişiyor, hatta sadece hava olsun diye elinde bu poşetlerle -poşetten ziyade kağıt olanları makbul- gezen var, hatta bir yerden bir yere bir şey taşırken,eline verilen poşeti beğenmeyip, "başka poşet yok mu?" diye soran var..
Var var.. Poşetle kendine güven sağlayan insan var.. Tabii poşetle kalmıyor, marka herhangi bir şey taşıyıp da onunla kendini bir şey sanmakla da devam ediyor da.. Ben o boyutlarına kadar yazmak istemiyorum şu anda..
Askere gitmesi zorunlu kızlar;
Şimdi şöyle, bazı erkekler için derler ki "askere gitsin de aklı başına gelir", heh , bazı kızlar var ki, böyle bakıyorum, "çalışmaya başlasalar düzelirler" diyorum;ama düzelmezler;çünkü bu tip kızlar, "çalışmak" değil, koca bulup para yeme meraklısılar.. Gittikleri,hizmet aldıkları bir insanla- bu bir bakkal olabilir,banka yada restaurant olabilir- konuşurken karşındaki insanın "insan" olduğunun farkında olmuyorlar.. "Bu neaa bööylaaa, hiç beğanmadım, bunun bilmeaam nalısı yok muuaaa? ohaa yaa... gerizekaalı mısın bu ne böyle? " ve ne "günaydın" ne "teşekkür ederim" ne de bir anlayış..O yüzden bu kızların askere alınmasını düşünüyorum, belki o zaman akılları başlarına gelir, ne idüğü belirsiz yayvan ağızlı kurbağa konuşma biçimlerini değiştirirler.
Kitap okuyorum,nası belli etsem hastaları:
Bu burada blogumuzda yaptığımız kitap tavsiyeleri gibi bir şey değil, yolda kitap okumak gibi de değil..
Minibüs hayal edin, hınca hınç dolu, kendinizi tutacak yer yok , kitap okuyor ayakta, kapının dibinde..
Okuduğu kitap öyle macera romanı filan değil, felsefe tarihi ile ilgili bir kitap.. Yani bırakın öyle ayakta kapı diplerinde kitap okumayı, ben "cumhuriyet" gibi bir gazeteyi okumak için bile oturur vaziyete geçmem gerek anlamam için..Buna ancak," kitap okuyorum nası belli etsem kişisi" diyebiliyorum;hatta genel manada herhangi bir kitabıda okuduğunu sanmıyorum bu kişilerin, bu en yukarıda anlattığım poşet taşıma hastalarıyla aynı kategoride, tek ki hava atma olayları "kitap okuma".. yani "entel havacılık"..
Böyle değişik tiplerde var, ev kitap dolu,tek kelimesi açılmamış..
Ha derseniz ki JuVe sen çok mu normalsin, anormalliklerimi de yazıyorum zaten şekerim derim ben de:)
Şimdilik bu kadar, sizden naber köşesinde görüşmek üzere:)
J.
Dostlar alışverişte görsün insanları;
bu tipler,elinde böyle afili alışveriş dükkanlarının poşetlerini taşıyınca, bir şey oldum sanıyorlar.. Yürüyüşleri değişiyor, hatta sadece hava olsun diye elinde bu poşetlerle -poşetten ziyade kağıt olanları makbul- gezen var, hatta bir yerden bir yere bir şey taşırken,eline verilen poşeti beğenmeyip, "başka poşet yok mu?" diye soran var..
Var var.. Poşetle kendine güven sağlayan insan var.. Tabii poşetle kalmıyor, marka herhangi bir şey taşıyıp da onunla kendini bir şey sanmakla da devam ediyor da.. Ben o boyutlarına kadar yazmak istemiyorum şu anda..
Askere gitmesi zorunlu kızlar;
Şimdi şöyle, bazı erkekler için derler ki "askere gitsin de aklı başına gelir", heh , bazı kızlar var ki, böyle bakıyorum, "çalışmaya başlasalar düzelirler" diyorum;ama düzelmezler;çünkü bu tip kızlar, "çalışmak" değil, koca bulup para yeme meraklısılar.. Gittikleri,hizmet aldıkları bir insanla- bu bir bakkal olabilir,banka yada restaurant olabilir- konuşurken karşındaki insanın "insan" olduğunun farkında olmuyorlar.. "Bu neaa bööylaaa, hiç beğanmadım, bunun bilmeaam nalısı yok muuaaa? ohaa yaa... gerizekaalı mısın bu ne böyle? " ve ne "günaydın" ne "teşekkür ederim" ne de bir anlayış..O yüzden bu kızların askere alınmasını düşünüyorum, belki o zaman akılları başlarına gelir, ne idüğü belirsiz yayvan ağızlı kurbağa konuşma biçimlerini değiştirirler.
Kitap okuyorum,nası belli etsem hastaları:
Bu burada blogumuzda yaptığımız kitap tavsiyeleri gibi bir şey değil, yolda kitap okumak gibi de değil..
Minibüs hayal edin, hınca hınç dolu, kendinizi tutacak yer yok , kitap okuyor ayakta, kapının dibinde..
Okuduğu kitap öyle macera romanı filan değil, felsefe tarihi ile ilgili bir kitap.. Yani bırakın öyle ayakta kapı diplerinde kitap okumayı, ben "cumhuriyet" gibi bir gazeteyi okumak için bile oturur vaziyete geçmem gerek anlamam için..Buna ancak," kitap okuyorum nası belli etsem kişisi" diyebiliyorum;hatta genel manada herhangi bir kitabıda okuduğunu sanmıyorum bu kişilerin, bu en yukarıda anlattığım poşet taşıma hastalarıyla aynı kategoride, tek ki hava atma olayları "kitap okuma".. yani "entel havacılık"..
Böyle değişik tiplerde var, ev kitap dolu,tek kelimesi açılmamış..
Ha derseniz ki JuVe sen çok mu normalsin, anormalliklerimi de yazıyorum zaten şekerim derim ben de:)
Şimdilik bu kadar, sizden naber köşesinde görüşmek üzere:)
J.
dedi
JuVeNiL
zaman:
22:42
Etiketler:
gündem,
hayat,
insan,
JuVe Olay Yeri
21 Mart 2010 Pazar
bilenler bilmeyenlere öğretebilir mi?
*hakikaten, 118 18 nedir, 118 80 nedir biri bana anlatabilir mi?
hayır beynimize kazımaya çalışıyorsunuz;ama aralarında ne fark olduğunu da söylerseniz rahat edebiliriz..
*Belgesellerde neden dublajın arkasından orijinal sesi de duyuyoruz?
Bunu da biri anlatabilir mi bana?
*Bunu gerçekten merak ediyorum, eylül ayında minicik bir yağmur damlasını görünce hemen çizmelerine sarılanlar, mart ayında şıpıdık terliklerinizle dışarı atıyorsunuz ya kendinizi.. Bana bir açıklar mısınız, benim ayaklarımda mı problem var yoksa?
Sırf ayaklarımda problem olamaz, mart ayının sabah soğuğunda incecik hırkayla tramvay bekleyen kızlar..
Olayınızı bana da anlatın, kendimi kansız sanıp doktorlara gidiyorum..
*Toplu taşıma araçlarına binerken "en önce" binme gayretiniz keşke elinizde tuttuğunuz her işte olsa yahu,
ne oluyor önce binince? Hadi otobüste oturacaksın da, vapur?
*Toplu taşımayla kafayı bozmuş olabilirim,doğaldır günde 6 tane kullanıyorum en az..
Şu kapının önünde ne var bana bir söylesenize? Tramvay,otobüs,vapur.. Kapının önünde ne birikiyorsunuz bana bir anlatın, ben de durayım orada..
Evet,bu soruların yanıtlarını bilenlerden cevap bekliyorum..
Bekliyorum dedim.. :)
J.
hayır beynimize kazımaya çalışıyorsunuz;ama aralarında ne fark olduğunu da söylerseniz rahat edebiliriz..
*Belgesellerde neden dublajın arkasından orijinal sesi de duyuyoruz?
Bunu da biri anlatabilir mi bana?
*Bunu gerçekten merak ediyorum, eylül ayında minicik bir yağmur damlasını görünce hemen çizmelerine sarılanlar, mart ayında şıpıdık terliklerinizle dışarı atıyorsunuz ya kendinizi.. Bana bir açıklar mısınız, benim ayaklarımda mı problem var yoksa?
Sırf ayaklarımda problem olamaz, mart ayının sabah soğuğunda incecik hırkayla tramvay bekleyen kızlar..
Olayınızı bana da anlatın, kendimi kansız sanıp doktorlara gidiyorum..
*Toplu taşıma araçlarına binerken "en önce" binme gayretiniz keşke elinizde tuttuğunuz her işte olsa yahu,
ne oluyor önce binince? Hadi otobüste oturacaksın da, vapur?
*Toplu taşımayla kafayı bozmuş olabilirim,doğaldır günde 6 tane kullanıyorum en az..
Şu kapının önünde ne var bana bir söylesenize? Tramvay,otobüs,vapur.. Kapının önünde ne birikiyorsunuz bana bir anlatın, ben de durayım orada..
Evet,bu soruların yanıtlarını bilenlerden cevap bekliyorum..
Bekliyorum dedim.. :)
J.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


