belgesel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
belgesel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Mayıs 2010 Cuma
Surviving disaster
Bu bir belgesel tanıtımı değil aslında;ama lafı bir yere getirmek için buradan başlamam gerekiyor, bu sırada belgeselin de tanıtımı yapılmış olunacak ister istemez..
Discovery channel'da Pazartesi akşamları bir program var, "surviving disaster" diye, savunma taktikleri uzmanı olduğunu hatırladığım bir adam , hayatımız için savaşmamız gereken durumlarda neler yapmamız gerektiğini anlatıyor,ben 3 programını seyrettim, birinde korsanlar tarafından kaçırılmış bir uçakta nasıl davranıp kontrolü ele geçirmemiz gerektiğiyle ilgiliydi, biri dağlara çıkmışız kaymaya da efendim gruptan birinin ayağı kırılıyor, tam da o sırada hava kararmasın mı? napalım da geceyi geçirelim sonra haber vermeye gidebilelim diye anlatıyordu,bir diğeri de bir gökdelen de yangın çıkıyordu,nasıl kaçış planı yapmalıyız bunu anlatıyordu..
Yangın çıkmış gökdelen de aşağı inerken, aniden bir patlamayla karşılaşıyorlar, hemen geri dönüyorlar, bu sırada birbirini takip eden grup dışındaki insanlar aşağı inmeye devam ediyorlar, bu savunma uzmanının söylediği şey "diğer insanları aşağı inmemesi için ikna etmeye çalışmayın, kendiniz ve grubunuz öncelikli, hem boşuna enerji harcamış olursunuz hem de bu sizin ve grubunuzun hayatına mal olabilir"..
Sanırım enerjimi sömüren şey bu; çünkü bu örnekte olduğu gibi hayatta başıma gelen herhangi bir şeyde aşağıda yeni bir patlama olduğunu görmüşsem o tarafa giden her insanı geri döndürünceye kadar o katta durmaya devam ederim..
Niye acaba?
J.
dedi
JuVeNiL
zaman:
12:17
Etiketler:
belgesel,
discovery,
life on the edge,
surviving disaster,
yaşam
28 Nisan 2010 Çarşamba
"Dog whisperer"
Bu seri yeni başladı bildiğim kadarıyla;ama en azından 1-1.5 aydır reklamlarını görüyorum,bir türlü fırsat bulup seyredememiştim.
Köpeği olanlar,köpek sevenler bence bu köpek terbiyecisi adama bayılacaklar.
Cesar Millan, en çirkef,en problemli,en asosyal,en yaramaz köpekleri bir şekilde -tabii ki sabır göstererek- terbiye ediyor ve onlara patronun kim olduğunu gösteriyor.
Köpek terbiyesi çok zor bir iştir, çişini öğretmek, lafınızı dinletmek, birlikte yürüyüş yaparken sizi çekmeden yanınızda uyumlu bir şekilde yürümesini sağlamak,etrafa dalaşmamasını anlatmak çok zordur.
Cesar Millan -dog whisperer- sadece bu tarz problemleri olan köpeklerle çalışmıyor, 2 senedir çiftliklerinde yaşayan,hatta bebeklerine baktıkları köpeğin hırçınlığından bir defa bile ellerini sürememiş olan sahiplere, ön patileri olmadığı için yürürken göğsü acımasın diye yaptığı aleti kullanmayı reddeden sahiplere, şımarık köpek sahiplerine ya da hani şu sesi kendinden büyük laf dinlemeyen huysuz küçük köpek sahiplerine.. Hepsine yardım ediyor, hatta hiç görmediğim bir tip olan bıkmış,yorulmuş bir köpeği, sallanan kuyruklu,mutlu dans eden bir köpek haline getirdi.. Mucize gibi!
Efendim yukarıda gördüğünüz yakışıklı pitbull'da kendisine ait, böyle huysuz,asosyal köpeklere yardımcı olması için yanında götürüyor..Evet,yanlış duymadınız, bir pitbull'u huysuz köpeklere yardımcı olması için götürüyor, pitbullar savaşçı,kötü köpekler değildir, bir köpeği nasıl yetiştirirseniz o olur, aynı bir çocuğun yetiştiriş tarzınıza göre şekil alması gibi...
Öyle ki köpeklere fısıldayan adam , bazen yardım amacıyla çocuklarını da dahil ediyor işe, buna en çok "köpek filan yok! köpekleri kedileri elleme!" anne-babalarının görmesini isterim..
Şunu da söylemeliyim, bir köpeğin bir çocuk için, tabii ki bir büyük için de arkadaşlığı çok başkadır, bunu ancak ona sahip olan anlayabilir.
Efendim, uzun lafın kısası dog whisperer- national geo.tv'de salı günleri saat 21:00'da, bu da internet sitesi..
İyi seyirler..
J.
Köpeği olanlar,köpek sevenler bence bu köpek terbiyecisi adama bayılacaklar.
Cesar Millan, en çirkef,en problemli,en asosyal,en yaramaz köpekleri bir şekilde -tabii ki sabır göstererek- terbiye ediyor ve onlara patronun kim olduğunu gösteriyor.
Köpek terbiyesi çok zor bir iştir, çişini öğretmek, lafınızı dinletmek, birlikte yürüyüş yaparken sizi çekmeden yanınızda uyumlu bir şekilde yürümesini sağlamak,etrafa dalaşmamasını anlatmak çok zordur.
Cesar Millan -dog whisperer- sadece bu tarz problemleri olan köpeklerle çalışmıyor, 2 senedir çiftliklerinde yaşayan,hatta bebeklerine baktıkları köpeğin hırçınlığından bir defa bile ellerini sürememiş olan sahiplere, ön patileri olmadığı için yürürken göğsü acımasın diye yaptığı aleti kullanmayı reddeden sahiplere, şımarık köpek sahiplerine ya da hani şu sesi kendinden büyük laf dinlemeyen huysuz küçük köpek sahiplerine.. Hepsine yardım ediyor, hatta hiç görmediğim bir tip olan bıkmış,yorulmuş bir köpeği, sallanan kuyruklu,mutlu dans eden bir köpek haline getirdi.. Mucize gibi!
Efendim yukarıda gördüğünüz yakışıklı pitbull'da kendisine ait, böyle huysuz,asosyal köpeklere yardımcı olması için yanında götürüyor..Evet,yanlış duymadınız, bir pitbull'u huysuz köpeklere yardımcı olması için götürüyor, pitbullar savaşçı,kötü köpekler değildir, bir köpeği nasıl yetiştirirseniz o olur, aynı bir çocuğun yetiştiriş tarzınıza göre şekil alması gibi...
Öyle ki köpeklere fısıldayan adam , bazen yardım amacıyla çocuklarını da dahil ediyor işe, buna en çok "köpek filan yok! köpekleri kedileri elleme!" anne-babalarının görmesini isterim..
Şunu da söylemeliyim, bir köpeğin bir çocuk için, tabii ki bir büyük için de arkadaşlığı çok başkadır, bunu ancak ona sahip olan anlayabilir.
Efendim, uzun lafın kısası dog whisperer- national geo.tv'de salı günleri saat 21:00'da, bu da internet sitesi..
İyi seyirler..
J.
dedi
JuVeNiL
zaman:
15:31
Etiketler:
belgesel,
JuVe Olay Yeri,
köpek eğitimi,
köpekler
21 Mart 2010 Pazar
bilenler bilmeyenlere öğretebilir mi?
*hakikaten, 118 18 nedir, 118 80 nedir biri bana anlatabilir mi?
hayır beynimize kazımaya çalışıyorsunuz;ama aralarında ne fark olduğunu da söylerseniz rahat edebiliriz..
*Belgesellerde neden dublajın arkasından orijinal sesi de duyuyoruz?
Bunu da biri anlatabilir mi bana?
*Bunu gerçekten merak ediyorum, eylül ayında minicik bir yağmur damlasını görünce hemen çizmelerine sarılanlar, mart ayında şıpıdık terliklerinizle dışarı atıyorsunuz ya kendinizi.. Bana bir açıklar mısınız, benim ayaklarımda mı problem var yoksa?
Sırf ayaklarımda problem olamaz, mart ayının sabah soğuğunda incecik hırkayla tramvay bekleyen kızlar..
Olayınızı bana da anlatın, kendimi kansız sanıp doktorlara gidiyorum..
*Toplu taşıma araçlarına binerken "en önce" binme gayretiniz keşke elinizde tuttuğunuz her işte olsa yahu,
ne oluyor önce binince? Hadi otobüste oturacaksın da, vapur?
*Toplu taşımayla kafayı bozmuş olabilirim,doğaldır günde 6 tane kullanıyorum en az..
Şu kapının önünde ne var bana bir söylesenize? Tramvay,otobüs,vapur.. Kapının önünde ne birikiyorsunuz bana bir anlatın, ben de durayım orada..
Evet,bu soruların yanıtlarını bilenlerden cevap bekliyorum..
Bekliyorum dedim.. :)
J.
hayır beynimize kazımaya çalışıyorsunuz;ama aralarında ne fark olduğunu da söylerseniz rahat edebiliriz..
*Belgesellerde neden dublajın arkasından orijinal sesi de duyuyoruz?
Bunu da biri anlatabilir mi bana?
*Bunu gerçekten merak ediyorum, eylül ayında minicik bir yağmur damlasını görünce hemen çizmelerine sarılanlar, mart ayında şıpıdık terliklerinizle dışarı atıyorsunuz ya kendinizi.. Bana bir açıklar mısınız, benim ayaklarımda mı problem var yoksa?
Sırf ayaklarımda problem olamaz, mart ayının sabah soğuğunda incecik hırkayla tramvay bekleyen kızlar..
Olayınızı bana da anlatın, kendimi kansız sanıp doktorlara gidiyorum..
*Toplu taşıma araçlarına binerken "en önce" binme gayretiniz keşke elinizde tuttuğunuz her işte olsa yahu,
ne oluyor önce binince? Hadi otobüste oturacaksın da, vapur?
*Toplu taşımayla kafayı bozmuş olabilirim,doğaldır günde 6 tane kullanıyorum en az..
Şu kapının önünde ne var bana bir söylesenize? Tramvay,otobüs,vapur.. Kapının önünde ne birikiyorsunuz bana bir anlatın, ben de durayım orada..
Evet,bu soruların yanıtlarını bilenlerden cevap bekliyorum..
Bekliyorum dedim.. :)
J.
11 Şubat 2010 Perşembe
"Untamed&Uncut"
Saatler 23.00 ı gösterdiğinde mutlaka discovery channel'ı seyrediyorum bir süredir.
"Untamed&Uncut" diye bir program var, hayvanların başına gelen ki bu hayvanlar genelde vahşi hayvanlar oluyor, ilginç kurtarılma hikayeleri anlatılıyor.
Bu hikayelerde sadece kurtarılmalarını değil,hayvanların sahip oldukları muhteşem "hayatta kalma" içgüdüsüne hayranlıkla bakıyorsunuz,davranışlarının bir sebebi var mutlaka bunu öğreniyorsunuz.
Tüm bunların yanı sıra içim sızlayarak seyrediyorum;çünkü yurt dışında hayvana verilen değerin ne yazık ki %1'i bizim ülkemizde yaşayan insana verilmiyor.
Dün akşam seyrettiğim bir bölümde yavru kartalların yuvaları internet üzerinden gözlemlenebiliyordu ve bir bekar erkek kartal gelip yavruları tutup tutup fırlattı yuvadan. İnternet üzerinden olayı görenler yavru kartalların bu başına gelen olayı hemen ilgililere haber verdiler,arabayla 20 dakika arazide gidildikten sonra,45 dakika da yürüyüş yapıldı,yavru kartallar arandı,bulundu, birinin kanadının diğerinin gagasının hasar aldığı anlaşıldı,helikopterle uygun bir yere götürüldü,iyileştirildi.. Ben de "aaaah ah" dedim..
Evvelsi akşam seyrettiğim bir bölümde koruma alanında yalağa sıkışmış bir fili kurtarmak için kendi hayatını tehlikeye attı bir görevli..
Sahipleriyle orman yangınının ortasında kalan 2 atın huysuzlanması sonucu, sahipleri onları hayatlarını kurtarabilmeleri için -umutsuz da olsalar- serbest bıraktılar ve kurtarma bölgesinde sahipleriyle buluştu atlar,kendi kendilerini kurtardılar,yangını atlattılar,kendilerine yol buldular ve yetmedi sahipleriyle buluştular.
En kötüsü kuduz bir tilkinin New York'un kasaba bölgesinde ekmek almış evine giden bir adamı kötü bir şekilde ısırmasıydı..
Hiç bir geyiğe -türünü unuttum;ama soğuk yerde yaşayan çok büyük bir geyik türüydü,adamların boyu geyiğin bacakları kadardı- sarılıp,kurtarmak hissi duymamıştım, orada olsam kesin sarılırdım diye düşündüm;çünkü buzun içine düşmüştü ve çıkamıyordu,insanlar var gücüyle onu çıkarmaya çalışıyorlardı..
İnsana bile değer vermeyen,sokakta gördüğü kediyi,köpeği tekmeleyen insanlarla yaşadığımız ülkemizde olanları düşünüp,bunları seyredince derin düşüncelere boğuluyorsunuz..
Benden tavsiyesi,sizden seyretmesi..
J.
25 Eylül 2009 Cuma
JuVe Olay Yeri: "Michael Moore"
11 eylül 2001.. Üniversiteyi kazanmanın ve şehir dışına gidecek olmanın heyecanı üzerimde(üzerimizde).. Arkadaşlarımla buluşmuştum,hiç bir şeyden haberimiz yok,gönlümüzce keyif yapmıştık,eğlenmiştik,sohbet etmiştik, önümüzdeki üniversiteli günlerin heyecanı içindeydik..
Akşam olmuş eve gitme vakti gelmişti.Eve gittiğimde tüm aile televizyon başındaydı.Uçaklar gökdelenlere çarpıyordu ve bu sürekli televizyonun alt köşesinde ayrı bir pencerede dönüp duruyordu, gökdelende mahsur kalan insanlar ellerinde beyaz ne varsa çıkarıp kendilerini belli etmeye çalışıyor, bazıları kendini metrelerce yükseklikten aşağı bırakıyordu.. O an tek düşündüğüm "artık dünyanın sonu gelmiş olmalıydı".
Günler geçti, neden olduğu,neler olacağı hakkında.. Herkes fikirler yürüttü.. Ve o günlerde Michael Moore ile tanıştım, çarpıcı belgeseli "Fahrenheit 9/11" nı seyrettim, kaç kere seyrettiğimi hatırlamıyorum, bir şeyler öğrendikçe bir kere daha seyrettim. O bir Amerikalı. Ve ülkesini en özeleştirisel şekilde bakabilen bir gazeteci, tek başına mümkün olabildiğince en büyük muhalefet.. Keşke bizde de onun gibi bir gazeteci olsa.. Anca paranın kokusuna göre yön veren dönek gazeteciler ordusu var.. Geri kalanlarda Silivride zaten..
Seyretmediyseniz mutlaka seyretmelisiniz ve ülkemizin bugününe ilişkin bağlantıları görmelisiniz..
Hastanelerde işimiz oluyor değil mi, öyle ya da böyle,Allah muhtaç etmesin, eksikliğini de göstermesin diyoruz.. Ben işin içinde olmama rağmen hem devlet hem de özel hastanelerden nefret ediyorum.Bir devlet hastanesinde gidip de işini halledebilen kaç kişi var delirmeden,peki bir özel hastaneye gidip soyulmayan?
Özel sağlık sigortası mı dediniz? "Sicko" yu seyretmelisiniz, orda Kanada , İngiltere, Amerika ve en sevdiğim ülkelerden Küba'nın sağlık işleyişi anlatılıyor ve belki bilmiyorsanız dünyanın tıp konusunda en ileri seviyede olan ülkesi Küba ve tedaviler "beeee daaa vaaa".. Ve burda görüyoruz ki biz işleyiş konusunda sağlıkta çoktan bir küçük Amerika oluvermişiz..
Ve Türkçe'ye çevrilen adıyla "Benim cici silahım" orijinal adıyla "Bowling for Columbine" , bireysel silahlanmanın getirilerini! anlatıyor.. Dünyada en çok silah bulunduran ülkenin Kanada olduğunu ve hemen hemen cinayet olaylarının hiç görülmediğini,insanların kapılarını kilitlemeden oturduğunu bu belgeselde öğrendim.. Michael Moore denemek için bir kaç sokakta rastgele kapıları açıyor ve hepsi kilitsiz..gidip açıp içeri girebilirsiniz..
Michael Moore u çok beğeniyorum,takipçisiyim.. Yeni filmi sadece Amerika'da gösterimde şu anda..
Belgesellerini seyretmenizi tavsiye ederim..
Sevgiler..
J.
dedi
JuVeNiL
zaman:
13:07
Etiketler:
belgesel,
film,
JuVe Olay Yeri,
michael moore
15 Temmuz 2009 Çarşamba
JuVe Olay Yeri: Takip edilesi belgeseller




Ben belgesel seyretmeyi çok severim.. Evde kablolu tv miz olduğu için sadece discovery channel ve national geographic channel seyredebiliyor olsam da onlar bana yetiyor..
Çok severek takip ettiğim programlar var,tabii bir de biyoloji bölümü okuyunca daha bir zevkle seyrettiğim doğa programları da var aralarında; ama okulunu okuyunca biraz hafif kalıyor ordaki bilgiler artık.
Ensevdiğim programlar arasında başı çeken bir program "Miami Ink".. Miami Ink de Ami ve arkadaşları profesyonel "tattoo" yani dövme sanatçıları..
İşlerini çok önemsiyorlar,aileleri,arkadaşlıkları,çırak yetiştirme dönemleri, oraya dövme yaptırmaya gelen insanların enteresan hikayeleri beni çok etkiliyor. Belki arada görüp"amaaaann bu ne be, dövmecilerin belgeseli mi olur,aykırı hayatlar,vs."aklınızdan geçirerek seyretmiyorsanız ben bir kere oturup seyretmenizi tavsiye ederim..
Bu konu açılmışken, dövmeyi çok seviyorum; fakat araştırdığım kadarıyla ülkemizde bu işi iyi standartlarda yapabilen az yer var, sonra birşeyler yaptırayım diye düşünüyorum..Acaba sıkılır mıyım diyorum kendime.. Bunun için kendi kendime siyah cam kalemiyle ufak tefek denemeler yapıyorum:) İlk gün elime bir yıldız çizmiştim bir ara dalmışım elime böcek kondu sandım, kovalamaya çalıştım:D Böyle denemelerle eğer sizde benim gibi muallaktaysanız ya da sıkılırım ben diyorsanız;ama aklınızda kalıyorsa geçer çizimler ya da kına ile dövmeler yaptırabilirsiniz..
Diğer bir sevdiğim program ise "Mythbusters"... Onlar şehirefsanelerini avlayan bir grup özel efekt uzmanı..Efendim aya gerçekten çıkılmış mı , yok bilmem kaç metreden aşağı düşen inşaatçı önden çekicini fırlatırsa suyun gerilimini azaltır ve az yaralanır, salsa sosuyla bilmem kim hapishane demirlerini eritip kaçmış ... Bunların hepsini deniyorlar.. Asıl ilginç olan fizik,tıp,kimya bilgilerinin süper olması..
Bir diğeri "Dirty Jobs-kirli işler" .. Efendim kim foseptikte çalışır,kim böcek temizleme,fare yakalama işleri yapar, kim çöp toplama yerinde çalışır, kim inekleri yapay döller.. İşte adamımız bu işleri yapanları buluyor, bulmakla kalmıyor,yaptıkları işleri yapmaya çalışıyor...
En sevdiğim bilgilendirici,merak giderici programda sıra... "How it's made" Efendim buzdolabı ,atlkarınca atları, benzin deposu,fötr şapka.. aklınıza ne gelirse nasıl yapıldığını benim gibi merak ediyorsanız, böyle şeyler aklınızı kurcalıyor ise bu programı sakın kaçırmayın..
Yenilerden bir program.... "Time warp" Bu programda özel kameralar kullanıyorlar,saniyede 10000 kare çeken kameralarla, gözümüzün o an farkedip algılayamadığı değişiklikleri bir çok konu da deneyerek, bize gösteriyorlar.. Bunlar çok basit şeyler de olabilir, bir japon kılıç ustasının fizik kurallarına ters düşen hareketlerini de gösterip bizi hayrete düşüren olaylar da olabilir..
Benim adli tıp üzerine ayrı bir merakım olduğundan itiraf etmeliyim ki bu herkesin ilgisini çekecek bir konu değil...Nerde merak uyandıran bir ölüm var, "Dr.G" otopsi masası ve engin tıp bilgileriyle bizim ve ölen kişinin tanıdıklarının merakını sonlandırmak için var gücü ile çalşıyor..
Ve en sonuncusu.. Ben uçağa henüz hiç binmedim;sanki hiç korkmuyormuşum gibi "Uçak kazaları raporu" nu seyrediyorum..Elimde değil, nolmuş,niye olmuş,nasıl çözülmüş,ne yapmışlar merak ediyorum... En nüktedan kısmı o korkulu dakikalardan sonra programın arkasından ,"sakın endşelenmeyin, yolda yürürken eşşeğin sebep verebileceği bir kazada ölmek uçak kazasında ölmekten çok daha olası" diye bir de istatistiki verilerle destekleme numaraları yapmıyorlar mı.. Olsun gene de seyri zevkli bir program..
Bunlar benim en sevdiğim belgeseller..İyi seyirler...
dedi
JuVeNiL
zaman:
19:45
Etiketler:
belgesel,
dirty jobs,
discovery,
dr.g,
how its made,
JuVe Olay Yeri,
miami ink,
mythbusters,
national geographic,
time warp
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










