28 Ocak 2010 Perşembe
JuVe olay Yeri: "Ahmet Ümit"
Türk yazar var mı başka Ahmet Ümit gibi polisiye yazan bilmiyorum;ama çok zevkle okuduğum kitaplara sahip bir yazar kendisi..
Pek kitap okuma alışkanlığı olmayan Taksim'i çok seven bir arkadaşıma -öyle istiklal de bir aşağı bir yukarı yürümez,bütün ara sokaklarını bilir- Beyoğlu Rapsodi'sine başlamasını rica etmiştim..
Beyoğlu hakkında bilmediğim,tarihinin,o güzel yapıların,bildiğim bilmediğim bir sürü sokağının hikayesinin fon oluşturduğu kitapta,gerilim sizin yakanızı hiç bırakmıyor..
Başladı kitaba,bayıldı.. İlk okuduğum Ahmet Ümit kitabı değildir Beyoğlu Rapsodisi;ama beni en çok şaşırtan kitabıdır.Genelde sonunda "aaa diye" kaldığım nadir film ve kitap olur,artık okuya seyrede çözmüşüm sanırım;
ama bu kitap beni fena faka bastırmıştı..
Okuduğum kitaplar bana bir şeyleri yapma,araştırma isteği versin derim hep, yazarın okuduğum ilk kitabı "Patasana" bana hititlerden,arkeolojik çalışmaların nasıl olduğuna,ermeni sorunundan,doğudaki yaşam tarzına bir çok yönden bilgi verirken ,araştırma şevki de kattı.. Böyle katil'i aramanın süs olduğu, bunun yanı sıra size katil arattırma numarasıyla bir çok şey öğreten kitaplara bayılıyorum..
"Anlat İstanbul" u seyret mişmiydiniz? Bir çok küçük öykü vardı,suçla kucak kucağa.. "Şeytan Ayrıntıda Gizlidir" bir çok küçük hikayeden oluşuyor,suç ana unsur olmasın rağmen,her bir hikayede farklı bir duygu eşlik ediyor suça;aşk,hırs,ihanet.. Sonradan diziye uyarlandı;ama seyretmedim,bir yorum yapamam..
Şeytan Ayrıntıda Gizlidir,bir solukta okuyabileceğiniz, ister akşam yatmadan önce,ister okula, işe giderken pırt diye bitecek bir kitap..
"Aşk köpekliktir" 'de 9 tane hikaye var, suç olmazsa olmaz kitapta,aşk da kıyısından köşesinden ve en sonunda "aşk köpekliktir" hikayesinde tam da göbeğinden giriyor konuya..
En güzel hikayesi "aşk köpekliktir" adlı,kitaba da ismini veren diğer hikayelerden daha uzun olan hikayeydi bana göre..
Kavim, ilk satırlarından itibaren okuyucuyu kendisine bağlayan, mezheplerden,dinlere,süryanilikten nusayriliğe,tarihe bir çok konuda bilgi veren bir kitap.. Bazen etrafımızda neler oluyor,ne kadarına yetişebiliyorum, ne kadarını iyi bilebiliyorum, ne kadarını gözlemleyebiliyorum diye hayıflanıyorum kendi kendime.. Kitabın anlattıkları,girişi,gelişmesi,sonucu,bağlanması hepsi çok güzeldi.
Ve en son kitabı "Bab-ı Esrar". Kavim'den sonra arada denemeler yazdı Ahmet Ümit;ama onları okumadım.
Bana göre en güzel kitapları romanlarıydı,şimdiye kadar yukarıda kısaca bahsettiğim kitaplarından hangilerini tavsiye edersin JuVe diye sorarsanız, Patasana,Beyoğlu Rapsodisi,Kavim derim.
Diğerleri başarısız olduğundan değil,romanları çok daha başarılı olduğundan..
Bab-ı Esrar çıktığında çok sevindim,hemen koştum gittim aldım.. Bir kitabı elime aldığımda bana ne vereceğini bilmeliyim, siz komedi filmi diye gidip,gerilim filmi çıkarsa,gerilim filminden hoşlanıyor olsanız bile o moda girmediğiniz için filme canınız sıkılır..
Bab-ı Esrar'ı bitiremediğimi baştan söyliyeyim, değişik bir kurgusu var kitabın,bir yangın çıkıyor, sigorta uzmanı-araştırıcısı bir kadının çocukluğunun geçtiği konyaya geri dönmesi,bu sırada doğaüstü bir takım olayların olduğu, bu kurguya Mevlana ve Şems Tebrizi'nin de eklenmesiyle nereye varacağını 100 sayfa okumama rağmen anlamadığım bir kitap.
Az önce dedim ya,bir şeyleri araştırmaya yöneltsin diye kitap;ama araştırma kitabı yapılacakken üstüne doğa üstü bir şeyler ekleyip buyurun derseniz,ben de bunu beğenmem.Mevlana'nın, Şems Tebrizi'nin felsefesini anlatacağım diye bir şey vaat ederseniz ben de ona göre alır okurum kitabı,sırf bunla ilgili olur.
Hiç bir yere götürmedi bu kitap beni ve yarım bıraktım. Bu yazıyı yazarken de yorumlara baktım, neler düşünmüşler diye, hiç Mevlana hakkında fikir sahibi olmayanlar çok beğenmişler, Ahmet Ümit kitaplarını okuyanlarsa bir hayal kırıklığı olarak nitelendirmişler.. Hayal kırıklığı diyemem;çünkü ne beklediğime bağlı bu kitaptan,beklentilerimi karşılamadı ve bu hayatımda yarım bıraktığım ilk kitap..
Ahmet Ümit'in heyecan verici bir yazım dili var, bazı(yabancı) polisiye romanlarında olduğu gibi kan gövdeyi götürmüyor,sizi bir şeyler araştırmanız için yoruyor, Dan Brown için de aynısını söylemiştim, katil kim diye okursanız kitap biter,olay kapanır;ama biraz not alırsanız,merak uyandırırsa içinizde,okuyacağınız bir kitap size başka dünyaların kapısını açar..
J.
dedi
JuVeNiL
zaman:
21:09
Etiketler:
ahmet ümit,
gerilim,
kitap,
polisiye
27 Ocak 2010 Çarşamba
Memeler baş kaldırmış!
Şimdi biliyorum ki bu başlıktan sonra yine misafir patlaması olacak..Konunun pornografik hiç bir yanı yok açıklamasını baştan yapayım da,geçen sefer genç kızlıkları alınmış küçük kadınlar yazısında iki tane açık seçik resim koydum,blog nolduğunu şaşırdı, sonradan beklentiler karşısında hayal kırıklığı olmasın..
Efendim,bugün yemekteyiz programını seyrediyordum, hanımlardan biri göğüs dekolteli bir kıyafet giymiş, memelerini içine sokamadı o kıyafetin,çekeleye çekeleye bir hal oldu.
-bu arada kısa bir not,meme organına göğüs diyenler var,bunu kibarlık olsun diye yapıyorlar sanırım,göğüs bir bölgenin adıdır, meme organın adıdır, karın ve mide gibi-
Bir kaç ay önce facebooktan evlenen bir arkadaşımın resmine bakıyordum, gelinliğinin kenarları o kadar kötü olmuş ki, ben görünce kalbim sıkıştı..
Ama bu hata onlardan kaynaklanmıyor,
en yakın arkadaşım evleniyor 10 gün sonra,onunla beraber gelinlik provasına gittim bir kere, sıka sıka kızın cılkını çıkarttılar, en son giydiğinde zor sığmış içine.. İyi,tamam kalıplı dursun da, son zamanlarda ne zaman bir gelin görsem göğüs kısmının kalıp gibi duracak yerleri memelere batıyor, iç gıcıklayıcı acınası bir durum çıkıyor daha çok,gözümüze hoş görünmekten öte bir hal alıyor..
Şimdi arkadaşımın resmini kullanmayacağım tabii burda;ama görsel aradığımda kullanılan mankenlerde düzgün durduğu için çok benzer bir şey bulamadım.. Şöyle bir örnekle açıklim,
Şu ip kısımlarının sert ve göğse girmiş olduğunu düşünün tam anlamıyla o anlatmak istediğim..
Bir de bu kızımızda ve son Golden Globe ödüllerinde Mariah Carey' de olduğu gibi
"memeleri karşındakinin gözüne "sokma var..
Dekolte dediğin bana göre hoş olması için tamamını açacak iken vazgeçmiş bir görüntü vermek değil..
Neyse, niye taktım bu kadar biliyor musun okuyucu, kadın program boyunca 100 kere düzeltmiştir de ondan,laf açılmışken öbürleri de aklıma geldi:)
Bu konu da burada bitti..
J.
26 Ocak 2010 Salı
JuVe her şeyi bilir,ara yavrum google:)
Uyuz cadı'nın blogunda geziyordum,eskilerden bir yazısında -tam olarak 2008,ağustos- kendi blogunda arama yapılmış enteresan şeyleri yazmıştı..
Ben de düzenli olarak kaç kişi gelmiş filan diye bakıyorum;bir de en çok hangi yazı okunuyor diye bakıyorum o kadar.. Nedense en çok okunan yazım Hayal Et!.. Sanırım hayaletlerle ilgili bir yazı olduğu düşünüldüğünden, sonra ben de neler aratılmış acaba blogumda diye merak ettim..
En çok aratılan şey, "kayıp sembol" kitabı hakkında yazdığım etkiyle "noetik bilimi nedir", bu kadar aranıyorsa,ben kendi merakım için araştırıyorum,sizinle de paylaşırım efendim:)
Fakat çok şaşırdığım şeyleri de paylaşmak isterim,
*ehliyetim kayıtlı mı?
Nereye?:D Bu konuda nasıl yardımcı olabilirim,bilemedim..
*huge ego sorry?
öyle armut piş ağzıma düş olmazdı ;ama hadi söyliyeyim.. Gregory House çıkmasın o cümlenin harflerini karıştırınca sakın?:)
*mırmırım ne demek?
mırmır benim kedimin adı.. Bahsetmiş miydim,onu bile hatırlamıyorum..
*olay yeri filmi?
Film olarak soruyorsan böyle bir kategori yok;ama blogumun konsepti bu diyelim..
E-posta atsaydın,yardımcı olurdum..
*açık ayakkabı için güzel ayak?
Bu konuda yardımcı nasıl olayım bilmiyorum:) Ayak konusunda uzman bir estetik cerrah mı araştırayım?
*alınganlık,işle ilgili karikatür?
Öyle ortaya karışık bir şeyler istiyorsun yani..
*bir cümleyi beyin ne kadar tekrar ederse unutmaz?
cümlesine bağlı,bir cümle söylerler adama,içine işler yıllar geçse de bir kere duymuş olmana rağmen unutamazsın, lanet basit bir şeyi de sınavdan 2dk önce söylerler bir türlü aklında tutamazsın!:D
*bolulu hasan usta nereli?
Şaka mı? Bolu'lu olabilir mi acaba:D
*böyle anne bir tane erkek geliyor oyunu?
Bu çok korkunç,bunu kim aradıysa söylesin,cevabını çok merak ediyorum..
*eylül akşamı kimler söyledi?
bülent ortaçgil ve tüm konsere gelenler:)
*hasan dipnot?
Hasan ? Bolulu olansa yukarıda cevabını verdim:)
*iki sevgilinin seyredebileceği filmler?
Kısaca romantik desek:)
*juvenil hormonu fiyat?
Buna çok güldüm,gençlik hormonu dedim ya juvenilin anlamı için ,kesin sürülebilir,yutulabilir sanan bazı hanımlar fiyat aradılar:)
*kayıp sembol bir ayda kaç tane alınmış?
Bir dakika hemen dağıtım-basım yeriyle irtibata geçeyim..
*pelerin modelleri?
Hiç modasal mevzulardan da bahsetmedim ki:)Pelerinden bahsedince Zorro geldi aklıma,o da işe yaramaz sanırım..
*popo neden kaşınır?
Şimdi böyle sorunca garip durmuyo mu söyle:) Ama biliyorum bu enterobius vermicularis yazımdan sonra yapılmış bir aramadır,hatta çocuklarla ilgili olanlar çokça aranmış..
*sönmez karakurt kolpagrosso?
Kolpagrosso bitmişti,yerini ortam' a bıraktı, onun kadar sevemesem de okuyorum..
Bunu arada yapmayı planlıyorum, siz de kendi blogunuzda yapılan aramalara bakın,hepinizin aramalarını merak ediyorum:)
Sevgiler..
J.
Ben de düzenli olarak kaç kişi gelmiş filan diye bakıyorum;bir de en çok hangi yazı okunuyor diye bakıyorum o kadar.. Nedense en çok okunan yazım Hayal Et!.. Sanırım hayaletlerle ilgili bir yazı olduğu düşünüldüğünden, sonra ben de neler aratılmış acaba blogumda diye merak ettim..
En çok aratılan şey, "kayıp sembol" kitabı hakkında yazdığım etkiyle "noetik bilimi nedir", bu kadar aranıyorsa,ben kendi merakım için araştırıyorum,sizinle de paylaşırım efendim:)
Fakat çok şaşırdığım şeyleri de paylaşmak isterim,
*ehliyetim kayıtlı mı?
Nereye?:D Bu konuda nasıl yardımcı olabilirim,bilemedim..
*huge ego sorry?
öyle armut piş ağzıma düş olmazdı ;ama hadi söyliyeyim.. Gregory House çıkmasın o cümlenin harflerini karıştırınca sakın?:)
*mırmırım ne demek?
mırmır benim kedimin adı.. Bahsetmiş miydim,onu bile hatırlamıyorum..
*olay yeri filmi?
Film olarak soruyorsan böyle bir kategori yok;ama blogumun konsepti bu diyelim..
E-posta atsaydın,yardımcı olurdum..
*açık ayakkabı için güzel ayak?
Bu konuda yardımcı nasıl olayım bilmiyorum:) Ayak konusunda uzman bir estetik cerrah mı araştırayım?
*alınganlık,işle ilgili karikatür?
Öyle ortaya karışık bir şeyler istiyorsun yani..
*bir cümleyi beyin ne kadar tekrar ederse unutmaz?
cümlesine bağlı,bir cümle söylerler adama,içine işler yıllar geçse de bir kere duymuş olmana rağmen unutamazsın, lanet basit bir şeyi de sınavdan 2dk önce söylerler bir türlü aklında tutamazsın!:D
*bolulu hasan usta nereli?
Şaka mı? Bolu'lu olabilir mi acaba:D
*böyle anne bir tane erkek geliyor oyunu?
Bu çok korkunç,bunu kim aradıysa söylesin,cevabını çok merak ediyorum..
*eylül akşamı kimler söyledi?
bülent ortaçgil ve tüm konsere gelenler:)
*hasan dipnot?
Hasan ? Bolulu olansa yukarıda cevabını verdim:)
*iki sevgilinin seyredebileceği filmler?
Kısaca romantik desek:)
*juvenil hormonu fiyat?
Buna çok güldüm,gençlik hormonu dedim ya juvenilin anlamı için ,kesin sürülebilir,yutulabilir sanan bazı hanımlar fiyat aradılar:)
*kayıp sembol bir ayda kaç tane alınmış?
Bir dakika hemen dağıtım-basım yeriyle irtibata geçeyim..
*pelerin modelleri?
Hiç modasal mevzulardan da bahsetmedim ki:)Pelerinden bahsedince Zorro geldi aklıma,o da işe yaramaz sanırım..
*popo neden kaşınır?
Şimdi böyle sorunca garip durmuyo mu söyle:) Ama biliyorum bu enterobius vermicularis yazımdan sonra yapılmış bir aramadır,hatta çocuklarla ilgili olanlar çokça aranmış..
*sönmez karakurt kolpagrosso?
Kolpagrosso bitmişti,yerini ortam' a bıraktı, onun kadar sevemesem de okuyorum..
Bunu arada yapmayı planlıyorum, siz de kendi blogunuzda yapılan aramalara bakın,hepinizin aramalarını merak ediyorum:)
Sevgiler..
J.
Annem babam sanki hiç çocuk olmadı...
Size de öyle geliyor mu bilmem,sanki annem babam hep böyleydiler,hiç bebek olmadılar,hiç çocuklukları yoktu..
Hep büyüktüler,böyle geldiler dünyaya..
Bu resimler annemin bebekliğine,çocukluğuna ait, o bilmiş mavi gözlerin bakışı hiç değişmedi,o gün neyse bugün de o..
Aile hikayeleri çok değişiktir,hele annemin tarafını yazsak sanıyorum 10 ciltlik bir ansiklopediye yakın hikaye çıkabilir,böyle ilginç hikayelere sahip aileler bir değişik oluyor,hikayeleri yıllar sonra dinlemek zevkli olsa da,o an yaşananlar eminim çok zor geliyordur.
İyi,kötü,komik,saf,eğlenceli bir ton hikaye..
Annemin babaannesi göremeyeceğini düşünüp anneme çocukken gelinlik giydirip resim çektirmiş:)
Ama gördü,hatta torunlarını bile gördü..
Çok eğlenceli bir kadındı.. Hiç oturmazdı,hiç yorulmak bilmezdi,ben 80 üstü zamanlarına rast geldiysem de, düşüp kalçasını kırdığı zaman dışında hiç oturduğunu hatırlamıyorum..
Zaman akıp gidiyor,ardımızda kıvrıla büküle kalan resimler..
Benim de eskiyecek böyle resimlerim,benim de çocuğum hiç ben çocuk olmamışım gibi hissedecek..
Seroşun minik kızı J.
23 Ocak 2010 Cumartesi
Siz hiç ilkokulda pamuktan kar yaptınız mı?
Bütün gece uyuyamadım,en üst katta oturuyoruz,fırtınadan dolayı gece 2'ye doğru yatmama rağmen bir türlü tam uykuya dalamadım, odamın kapısının penceresi dahil zangır zangır titrediği için ve depremi yaşayan biri olarak "noluyo deprem mi? yok yok değil fırtına.. noluyo deprem mi yok yok fırtına..." şeklinde sabahı buldum..
Sabah kalktığımda çok güzel görünüyordu kar yağışı,bilmem niyeyse hep kar yağdığında çocuk gibi seviniyorum,okulum da tatil,tatil olcak bir durumum da yok artık...
Hatta önce biraz üzülsem de -tüm hafta sevgilim ve arkadaşlarım çalıştığı için bir yerlere gidebilmek için haftasonunu beklemek zorunda olduğumdan- kar yavaş yavaş örttükçe çam ağaçlarının dallarını ve tüm yolları çocuk gibi cam kenarında geçirdim tüm günü..
Sevgilim uzakta oturduğu için artık gelemedi, yaramazlık yapacak arkadaşlarım da gitti çevreden tek tek..
Kaldım tek başıma..
Sonra birden tüm sevincim boğazıma dizildi,önce her gün simit satan simitçi amcanın bugün bu fırtınada "siimiittt!" diye bağıran sesini duyduğumda.. Sonra evsiz, evi olsa da ısıtacak paraya sahip olmayan insanları düşündüğümde, sonra sokaktaki kedişleri köpüşleri gördüğümde, ardından da akşam vakitlerine doğru E.'nin profilinde şu cümleyi gördüğümde "tekel işçilerini düşününce vazgeçtim karı sevmekten , utandım."
Tüm günü çocuklar gibi ağzımı pencereye dayayarak,sevgilimle konuşarak geçirdim,sonra anımsadım sanırım neden sevdiğimi kar yağışını,tüm boğazımda düğümlenenlere rağmen gözümü sokaktan alamadığımı..
"Siz hiç ilkokulda resim defterinize pamuktan kar yaptınız mı?"
J.
Görsel:kaynak
dedi
JuVeNiL
zaman:
20:41
Etiketler:
çocukluk,
kar yağışı,
kış
21 Ocak 2010 Perşembe
Dipnot
Ben en son Edirnede okurken mektup aldım sanırım bu da 6 sene önceye filan tekabül ediyor sanırım.. Mektup almak,beklemek,postada yazdığınız satırları göndermek için kuyrukta beklemek çok güzel bir duygu, şimdi maalesef pırt die "send" tuşuna basıyoruz,gidiyor.Bence duygudan çok yoksun..
Postacılar da yazık ki sadece kredi kartı,kredi kartı ekstresi,fatura'dan başka bir şey getirmiyorlar ki, bu saydıklarım içinde özellikle faturalara harcanan kağıda çok acıyorum..
Artık çoğu kişi internetle içli dışlı olmasına rağmen ne yazık ki elektronik posta yerine hala bu yolu tercih edenler var bunlara ne yazık ki benim annem babam dahil,gözümüzün önünde olsunmuş yazılı olarak..
*Aranızda insan çeken var mı? Akıllı,akılsız,deli,bir şey soracak kaç kişi varsa,bu sokağa adım atmamla beraber beni bulur.. Öyle normal sorular değildir,"şuraya nasıl gidebilirim" filan diye..
Sadece bugün başıma gelenleri söyliyeyim, bir teyze durdurup ne olduğunu bile anlamadan elindeki bozuk paraları gösterip, "bu geçiyo mu, bak bakim yeni yazıyo mu?" bakıp cevap verdiğinizde kurtulduğumu mu sanıyorsunuz, bir de açıklamalar geliyor." Sonra bunu bana geri veriyorlar,zaten kendi ellerinde kalanları bana veriyorlar.." Dinliyorum,yaşlıdır diyorum,ben de yaşlanıcam diyorum.. aaaaaaaaaaaaa..
Sonra annemle beraber bir kuyumcu vitrininde bir şey bakıyoruz, hiç alakası olmayan bir teyze geldi "şimdi sahteler çıkmış 14 ayar gibi gözüküyor aynı,sakın almayın dikkat edin,ben dün eminönü'ne gittim, orda da söylediler,bu çeyreklik gibi gözüküyor;ama değil,sakın almayın,bak dikkat edin,bence almayın" bitmedi,gider gibi yapıyo gene söyleniyo.. Dedim ki anneme "çekiyorum.". bitti mi? hayır..
Migrosa gittim,annem çok oyalandığı için alışveriş yaparken ben de kendimi oyalayacak bir şeylere bakıyorum boş boş, alışveriş arabasının başında duruyorum..Bir hanım,35-40 yaşlarında.. "bakar mısınız?" dedi,bakarım tabi ,ben sokağa "bakıcı başı" olarak çıkıyorum zaten, "bunun fiyatı ne sizce?" şimdi beni orda çalışan biri sanmasına imkan yok üstümde kat kat palto var,elimde kocaman çantam ve alışveriş arabası.. Bakim dedim, dememle kalmadı, o rafı komple sordu..
sırf bu değil,yolda 10 kişi yürüsek,bulaşan çingeneler,1 lirası eksik kalan karşıya geçecek olan emo gençler filan hepsi gelir bana sorarlar,benden isterler ne istiyorlarsa..
Bir şeye ihtiyacınız olursa,bana haber verin,alıştım artık,hemen gelirim..
J.
18 Ocak 2010 Pazartesi
Sosyal güvencemiz de var ..
İyi haftalar!
Kocaman 26 yaşında bir insanım,hiç devlet hastanesine gitmedim,gitmek zorunda kalmadım;ama artık özel hastaneler o kadar uyduruk şeyler istiyorlar ki kendi kotalarını doldurabilmek için, bademciklerim şiştiğinde kafama göre ilaç almayayım diye özel hastanede doktora gittim,önce uzman mı,doçent mi ,profesör mü diye sordular-ne bilim ben ehemmiyetini,konsültasyona ben mi karar vereceğim?- sonra seçtiğim doktor,havalı ucunda minik kamera bulunan çubuğuyla lcd ekranda bana bademciklerimi gösterdikten sonra,alalım biz bu bademcikleri dedi... Niye???? Süs mü o bademcikler? Bir kere şişti diye,bademcik mi alınır?
Belim ağrıdı diyosunuz mr'dan başlıyorlar... Artık nerden çıkacaklarını bilmiyorlar.
Ara ara çarpıntılarım oluyor genelde stresli olduğum zamanlarda,bildiğim için kan testlerimi gittim yaptırdım kızılayda mis gibi,dedim bunları da numunede bir doktora göstereyim bakalım ne diyecek..
Sgk süper,dedikleri gibi internetten randevumu aldım,hatta doktorumu da seçtim,gittim hiç sıra beklemedim,randevum onaylandı.. Sıradan girdim içeri. Doktorumu seçtim;ama karşımda o doktor yok.
Zırta pırta içeri dalan hastalar var,dışarıda beklerken içeride hasta var diyecek oluyorsunuz,"olsun!" diyip,zart içeri giriyor.
Doktor sizin şikayetlerinizi dinliyor,öyle bir kalp atışı dinleme,size elini sürme gibi durumlar yok,benim yaptırdığım testlere baktı,ilaçlık bir durumun yok dedi,tuzlu ayran iç,bol su iç dedi..
Bu kadar..
Şimdi internete girip bir şey araştırsanız,internet çıktı ya hepiniz doktor oldunuz diye azar işitiriz.
Cildimde akneler çıkıyor,cildiyeye gittim,1dk sürmedi sanırım doktorla görüşme..
Şimdi doktorları zorluyorlar bir de,ya özel ya devlet diye.
Doktor dediğiniz kolay yetişmiyor,bu kadar oku,hastaya elini bile sürme gönder ya da özel hastanenin ayda şu kadar mr,şu kadar ameliyat,şu kadar bilmem ne kotalarını doldurma peşinde koş..
Arada kalan hastaları saymıyorum..
Eksik olmasın;ama Allah düşürmesin de buna deniyor sanırım..
Sağlıklı günler,
J.
Kocaman 26 yaşında bir insanım,hiç devlet hastanesine gitmedim,gitmek zorunda kalmadım;ama artık özel hastaneler o kadar uyduruk şeyler istiyorlar ki kendi kotalarını doldurabilmek için, bademciklerim şiştiğinde kafama göre ilaç almayayım diye özel hastanede doktora gittim,önce uzman mı,doçent mi ,profesör mü diye sordular-ne bilim ben ehemmiyetini,konsültasyona ben mi karar vereceğim?- sonra seçtiğim doktor,havalı ucunda minik kamera bulunan çubuğuyla lcd ekranda bana bademciklerimi gösterdikten sonra,alalım biz bu bademcikleri dedi... Niye???? Süs mü o bademcikler? Bir kere şişti diye,bademcik mi alınır?
Belim ağrıdı diyosunuz mr'dan başlıyorlar... Artık nerden çıkacaklarını bilmiyorlar.
Ara ara çarpıntılarım oluyor genelde stresli olduğum zamanlarda,bildiğim için kan testlerimi gittim yaptırdım kızılayda mis gibi,dedim bunları da numunede bir doktora göstereyim bakalım ne diyecek..
Sgk süper,dedikleri gibi internetten randevumu aldım,hatta doktorumu da seçtim,gittim hiç sıra beklemedim,randevum onaylandı.. Sıradan girdim içeri. Doktorumu seçtim;ama karşımda o doktor yok.
Zırta pırta içeri dalan hastalar var,dışarıda beklerken içeride hasta var diyecek oluyorsunuz,"olsun!" diyip,zart içeri giriyor.
Doktor sizin şikayetlerinizi dinliyor,öyle bir kalp atışı dinleme,size elini sürme gibi durumlar yok,benim yaptırdığım testlere baktı,ilaçlık bir durumun yok dedi,tuzlu ayran iç,bol su iç dedi..
Bu kadar..
Şimdi internete girip bir şey araştırsanız,internet çıktı ya hepiniz doktor oldunuz diye azar işitiriz.
Cildimde akneler çıkıyor,cildiyeye gittim,1dk sürmedi sanırım doktorla görüşme..
Şimdi doktorları zorluyorlar bir de,ya özel ya devlet diye.
Doktor dediğiniz kolay yetişmiyor,bu kadar oku,hastaya elini bile sürme gönder ya da özel hastanenin ayda şu kadar mr,şu kadar ameliyat,şu kadar bilmem ne kotalarını doldurma peşinde koş..
Arada kalan hastaları saymıyorum..
Eksik olmasın;ama Allah düşürmesin de buna deniyor sanırım..
Sağlıklı günler,
J.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









